Türkiye'nin ilk,tek ve en büyük Türkçe mücadele sporları haber ve portal sitesi www.turkdosport.com
ÜYE OL
133435 - SAVAŞ VE SAVUNMA SANTLARI EĞİTİM CD LERİ.
59834 - Boks.
58029 - BRUCE LEE ve JEET KUNE DO Hakkında sizin yorumlarınız.
48660 - Vücut Geliştirme ve Üniversite sporları.
36097 - Ayhan KISRURE KİM ?
Sizin Fotoğraflarınız

Spor içerikli fotoğraflarınızı ve konusunu anlatan yazı ile bize gönderin yayınlayalım

» Yüklü Fotoğraflar
   » EFSANENİN RESİMLERİ
   » YAZILARINIZ ve YORUMLARINIZ
 
   » BRUCE LEE KİMDİR ?
   Yeri doldurulamayan efsane
   dövüşçü Bruce lee ve sistemi jet kune do ile    ilgili tüm detaylar

Türkiye’nin ilk,en büyük ve tek Mücadele sporları Türkçe portal sitesi www.turkdosport.com tüm Türk sporcularının hizmetinde.

Ülkemizde Mücadele sporları ile ilgili Web ortamında yeterli derecede kaynak bulunamayan ve gerçek bilgilerin çok az olduğu bu dönemde sizlerle on seneden bu yana hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Sifu:Ayhan KISRURE

kung-fu
wu shu

karate-do
taekwon-do
Sayokan
Sanguc-hi
aikido
judo
capoeira
jeet kune do
Ji jutsu
ninjutsu

ninja
samuraylar
boks
güreş
sumo

hapkido
kıck boks
muay thai

thai boks
thai kıck boks
savate
ashihara
kyokushin
jiu jitsu
kendo
thai chi
k-1
A1 world combat
super league
jackie chan
shaolin
wing tzun
WT
bruce lee
jet li

jacki chan

tony ja

 
 
KUNG-FU
Sistemli olarak çalışılan en eski savunma sanatı olan Kung-fu sporunun şimdiye kadar yüzlerce tarihçesi yazıldı.Ancak çoğu tutarsız ve gerçek dışı idi.Ülkemizde bugüne dek yazılan en geniş ve en doğru Kung-fu tarihi'ni Ayhan Kısrure sizler için yazdı.

NOT:Aşağıdaki tüm bilgiler,hocamız Ayhan Kısrure'nin,uzun yıllardan bu yana hazırlamaya çalıştığı Do spo'ları ile ilgili kitap çalışmasından alınmıştır.Bu bilgiler izinsiz kullanılamaz ve her hakkı www.turkdosport.com.  ve www.sanguchi.com a aittir.

TARİHÇE'LER & İDDALAR


Sistemli çalışılan en eski savunma sanatı olduğu bütün spor tarihçileri tarafından kabul edilen Kung-fu sisteminin buna rağmen tarihini tam anlamıyla yazabilmek fevkalade zordur.Kulların icat ettikleri tüm sistemler,ideolojiler,siyasi ve içtimai fikirler ve dolayısıyla spor sistemleri zamanla mutlaka deforme olmuştur.Kung-fu sistemine gerek çalışma disiplini gerek sistem olarak ve tarihsel boyutuyla birlikte yüksek oranda erozyona uğramıştır.

Kung -fu adına rekor denilebilecek sayılarda birbirinden değişik tarih'çeler yazılmış,bunların üzeri nede öylesine hurafeler,hayal mahsulü efsaneler ve ütopyalar eklenmiştir ki adeta Kung-fu tarihi allak bullak edilmiştir.

Kung-fu sisteminin hareketli,estetik ve zarafet dolu çalışma sistemi bu spor dalını tarihin her safhasında ön plana çıkarmış ve kendisine olan ilgiyi hep sürekli kılmıştır.Tarih sürecinde her zaman büyük kitleler tarafından çalışılan bu sistem tabilerine bir taraftan kendini savunma sanatını öğretirken diğer taraftanda bedensel ve zihinsel sağlık egzersizlerini sunmuştur.Bunların yanında'da pek çok kişi bu sistemin güzelliği ve aynı zamanda esrarengizliği ile maddi kazanç sağlamış ve bu sporu ticaret haline getirmiştir.

Bu ilginç branşın diğer bir özelliği ise hiç bir zaman belirli kalıplara sığmayıp standartları reddetmesidir.Bu yüzden ortaya çıkan bir stil'den onlarca yeni kollar türemiş ve Kung-fu çok açılımlı geniş bir yelpazeye yayılmıştır.onun içindir ki yüzlerce tarihçede yüzlerce usta Kung-fu'ya sahiplenmeye çalışmışlar ve kendilerini haklı çıkaracak tarihsel olayların, belkide doğru olmadığı halde doğruluğunu iddia etmişlerdir.

Bu tarihsel unsurları ve stillerini kaynak haline getirirken ustalar,iddialarında kendi ülkelerinin tarihsel gelişiminden,kültüründen, geleneklerinden ve kendilerine has özel teknik çeşitlerinden mutlaka bahsetmiş ve yüklemeler yapmışlardır.Yakın zamana kadar uluslar arası bir birliği olmayan Kung-fu sporu bu nedenlerden yüzlerce stil ve sisteme ayrılmış ve bu ayrışma teknik yapılanmaları etkilediği gibi tarihsel gerçekleride bölmüş ve değiştirmiştir.Böylelikle yüzlerce değişik Kung-fu stili ortaya çıktığı gibi bir o kadarda birbiri ile uyuşmayan Kung-fu tarihleri türemiştir.

Zaman içerisinde bu tarihçelere bir çok efsaneler ve hurafeler katılmış ve böylelikle birbirini tutmayan,büyük tarih yanılgılarıyla dolu karmakarışık tarihçeler meydana çıkmıştır.Ancak konunun önemli bir boyutu ise bu tarihçeleri yazan ustaların veya tarihçilerin iddialarını kesin delillere,somut bilgilere,kaynak eser'lere dayandırdıklarını iddia etmeleridir.Gerçektende zaman zaman tarihsel gerçeklerle çok ilintili ve aksi iddia edilemeyecek delilleri ortaya koymuşlardır.

Çin'de kurulan Uluslar arası Wu shu birliği IWF de tek ve en doğru olduğunu iddia ettiği Kung-fu yada Wu shu tarihini yazılı hale getirmiştir.Wu shu birliğinin kurumlarınca yazdırılan bu eserlerde yayınlanan tarihçelere karşı çok ilginçtir ki,bir çok usta,kaynak eserlerinde karşı çıkmışlar,bu tarihçelerin tam anlamıyla gerçekleri yansıtmadığını iddia etmişlerdir.Dünyadaki tüm Kung-fu stillerini bir çatı altına toplayarak,tek sistem müsabaka ve tao yarışmalarıyla birlik oluşturmaya çalışan ve Çin devletinin kültür bakanlığınca her siyasi dönemde özellikle desteklenen Wu shu birliğine,gerek Çin'de gerekse dünyadaki'bir çok Kung-fu ustası karşı çıkmışlar ve katılmamışlardır.

Bu karşı çıkışın sebepleri ise Wu shu birliğinin Kung-fu sisteminin evrenselliğini bozduğunu, sistemi bir Japon karate’si kalıplaştırmaya çalıştığı,geleneklerin ayaklar altına alındığı ve bir çok geleneksel orijin’in yok edildiği ve en önemlisi bu yazılan tarihin Çin halk cumhuriyeti'nin hükümetleri tarafından,devlet siyasaseti ve ideolojisi ile yazdırıldığıdır.

Tüm bu karşıt görüşleri değişik bir acıdan paylaşan önemli bir gurupta Budizm'i tam anlamıyla yaşamaya çalışan ve bu spor'la olan irtibatları koparmayıp Budist geleneklere göre çalışan rahiplerdir.

Bu rahiplerin iddialarına göre,manastırlarda sistemleşen ve kimliğini bulan Kung-fu'nun tamamı ile dinsel bir çalışma metodu olduğu,sistemin içerisinde asla değiştirilemeyecek dinsel temaların var olduğu ve bunların glabolleşme uğruna yok edildiğidir.Tüm bu görüşler etrafında birleşip Wu shu birliğine alternatif olarak gerek Çin'de gerekse Dünya'nın bir çok ülkesinde alternatif Wu shu veya Kung-fu organizasyonları kurulmuştur.Ancak tüm bu karşı hareketlere rağmen,Çin devletinin desteğiyle Wu shu organizasyonu kendini tüm dünyaya kabul ettirmiş hatta Avrupa federasyonu EWF’ yi dahi kurdurmuştur.

Sonuç itibariyle Wu shu federasyonu’na karşı görüş belirten ustaların haklı olabilecekleri konuların olabileceği kesindir.Bizde kitabımızda iddia ettiğimiz Kung-fu'da Türk'lerin etkisi adlı gerçekler,Wu shu birliği tarafından asla gündeme getirilmemiştir.

Demek ki Çin devletinin siyasi ideolojisi doğrultusunda şekilleşen Wu shu birliği,önemli tarihsel gerçeklerin bir kısmına çifte standart uygulayarak göz ardı etmiştir.

TARAFSIZ BİR TARİHÇE


Yukarıdaki satırlardanda anlaşıldığı gibi malasef Kung-fu tarihi sürekli,taraflı ve çoğu kez gerçekleri göz ardı ederek kaleme alınmış.Biz ise bu eserimizde hiç bir yazılı tarihçenin etkisinde kalmayıp,bu tarihçelerin birbirini tutan tarih ve konu bölümlerini temel alarak ve bunların yanına gerçekte var olan tarihsel gelişimleri ve yaşanan hadiseleri koyup,tüm bu derlemeleri mantık terazisinde tartıp,şimdiye kadar gündeme gelmemiş iddialarla dolu bir Kung-fu tarihçesi yazmaya çalıştık.

Ancak ön sözdede belirttiğimiz gibi bu tarihçe'yi hazırlarken,karşımıza çıkan birbirini hiç tutmayan tarihçeler,konular ve iddalar bizi oldukça zor durumlara düşürdü.

Özellikle Türk'lerin Kung-fu'daki etkisi iddiamızın ciddi olabilmesi için araştırmalarımızı çok derin ve kesin delillere dayan anacak bir şekilde yapmamız gerekiyordu.Bu araştırmalarımızı da uzun yıllara yayarak elimizdeki kısıtlı imkanlarla yapmaya çalıştık.

Türk kung-fu'suna ve Türk tarihine karşı olan sorumluluğumuzu yerine getirmek amacıyla yazmaya çalıştığımız bu tarihçen in’de kesin doğru bir Kung-fu tarihini içerdiği iddiasını yapmak istemiyoruz.Ancak yüzlerce tarihçeden derlenen konulardan tarafsız ve belkide kasten saklanan bazı gerçekleri ortaya koyan bir eser hazırladığımızı ve bu eserle birlikte Türk Do spor'cularının bu sporlara bakış açısının değişeceğini söyleyebiliriz.

İŞTE KUNG-FU TARİHİ


Yüzlerce değişik boyutlarda yazılan Kung-fu tarihçelerini inceleyip derlerken,öncelikli olarak bu tarihçelerin birbirini tutan ortak noktalarını tespit ederek bu ortak yazılımlardan konumuzun temelini oluşturduk.

Tüm tarihçilerin Kung-fu tarihinde birleştiği belirli isim ve ustalar var.Bunlardan en önemli isim ise Hint!li bir rahip BODHİDHARMA.M.S.400 ila 479 yılları arasında yaşayan bu rahip Hindistan'da yüzyıllardan bu yana süregelen ve uygulanan Hint Kenpo'sunun çok iyi bir ustası ve aynı zamanda Budizm dini ve felsefesinin o dönem itibari ile önemli bir isim olduğudur.

Tarihçilerin ortak görüşüne göre bu rahip,Budizm'i yayma amacıyla çıktığı misyonerlik seyahatlerinde,Çin'in en büyük Budist manastırlarından olan SHAOLIN'e geldiği ve burada Çin'li rahiplerin kendilerini haydutlardan korumak için geliştirdikleri Hint kenpo'suna nazaran ilkel sayılabilecek Çin kung-fu'su ile kendi sistemini birleştirerek iki stili sistemli hale getiren kişidir.

Bu birleşim Çin'de ve Shaolın manastırında gerçekleştiğinden dolayı bu sanata tarih boyunca da Shaolın Kung-fu'su adı verilmiştir.

Yine tüm bu hadiseler M.S.400 ila 450 yılları arasında ceyran etmektedir.Bundan sonraki konularımızı bu temel yapılanma ile şekillendirerek mevzuumuza devam edeceğiz.Ancak unutulmamalıdır ki bu yapılanmada mutlak surette Budizm ve Türk'lerin etkileri oldukça fazladır.Bu iki konuyu kitabımızın ve sitemizin diğer iki bölümünde ayrıntıları ile işlediğimizden fazla detaylarına girmeyeceğiz.

KISACA ÇİN TARİHİ


Kung-fu'nun Çin topraklarında şekilleştiğine göre konumuza kısaca Çin tarihinden alıntılarla başlayalım.Arkeolojik çalışmalarda edinilen bilgilere göre Çin kültürü M.Ö.2000 yıllarda başlar.Çok dağa önceki tarihlere ait kültür kalıntıları henüz Çin'liliğin bulunmadığı devirlere aittir.M.Ö.1300 yılları dolayında Çin'de yazının kullanılmaya başlamasıyla Çin tarihi ile ilgili yazılı belgelerde ortaya çıkmıştır.

Bununla birlikte dağa sonraki rivayetler Çin tarihinin M.Ö.4000 yıllara başladığını ve ilk Kung-fu çalışmalarının M.Ö.2000 hatta 3000 yıllara kadar uzandığı doğrultusundadır.

Ancak bu iddiaların doğruluğu tam olarak kanıtlanamamıştır.Bu tarihsel belirlemelerden sonra,Çin'in bizi ilgilendiren asıl tarih kesiti Budizm ve Kung-fu ile alakalı olan M.Ö.3 yüzyıllar ve sonrasıdır.

MANASTIRLAR


M.Ö 3 Yüzyılda Budizm etkisini hızla Uzakdoğu ülkelerinde arttırmaya devam etmektedir.Sülale hakimiyeti altında yaşayan Çin'de bu dini halkın üst tabakalarının kabullenmesiyle birlikte, Budizm'i hızla tanımış ve kabul etmeye başlamışlardır.

Ülkenin her yanına hızla dinsel eğitimlerin yapılacağı ibadethaneler yapılmaya başlanmıştır.Dağa sonra bu ibadethaneler geliştirilecek,büyütülecek ve manastır ismiyle anılacaktır.Bu manastırlar veya ufak ibadethaneler, Budizm'in adeta kalesi gibidir.Keşiş ve rahiplere dinsel öğretiler verildiği gibi zamanın modern ilimleri olan matematik,fizik , fen vb.limi konul arda’da eğitim verilmekteydi.

Tüm bu zor eğitimleri alan ve sürekli kapalı mekanlarda eğitim gören rahip adayı öğrencilerin bedensel olarak ta sağlıklı gelişmeleri için çeşitli egzersizler,kısa mesafeli koşular,vücudu zinde tutmak için basit kültür fizik hareketleri sürekli yaptırılıyordu.

Tüm bu eğitimler yaptırılırken öğrenciler manastır dışındaki halk'la görüştürülmüyor halkın dinden uzak yaşantılarının öğrencileri etkileyeceği düşünülüyordu.

Manastır duvarlarının dışındaki halk ise sportif faaliyetlerine çok eski bir gelenek olarak bildikleri ve sonraki zamanlarda LEİ TAİ olarak adlandırılan ve halkın gerek eğlence gerek para için gerekse bedensel gelişme olarak herkese açık bir dövüş şekli olan güreş,tekme ve yumruktan oluşan bu gelenekle sürdürüyorlardı.

Rahipler tarafından tamamen ilkel ve dini kurallara aykırı Bu dövüş türünü,kesinlikle kabul etmiyor ve manastırdaki eğitimleri'nin içine asla kabul etmiyorlardı

.Manastırlarda yetişen rahiplerin evrensel amacı bu dini tüm insanlığa yayarak insanlığın saadet ve mutluluğunu sağlamaktı.

Manastırlarda yeterli eğitimi alıp icazet alan rahipler sık sık seyahatlere çıkıyor,uzun ve meşakkatli yolculuklar etmek zorunda kalıyorlardı. Bu ıssız yollarda çoğu kez eşkıya ve haydutlarla karşılaşıyorlardı.

Bu karşılaşmalar sonucu rahipler ya öldürülüyor yada feci şekilde yaralanıyorlardı.Bu tip olayların artması manastırlarda rahiplerin kendilerini savunabilecekleri bir sistemin ortaya çıkması gerektiğini gündeme getirmişti.İşte böylelikle ilk defa Çin toprakları üzerinde M.Ö.3 yüzyılda Budist manastırlarında rahiplerin sağlıklı kalmak adına yaptıkları egzersizlere,el ve ayak blokları ve doğal silahlarla kendini savunma teknikleri ekleniyordu.

Bu çalışma metoduna kesinlikle saldırı,hücum ve karşıdaki İnsana zarar verecek vuruşlar eklenmiyordu.Bu düşüncenin ana temeli ise Budizm’de insanın kutsallığı ve Budist rahiplerin hiçbir şekilde insanoğluna zarar vermeme inancı idi.


LEİ TAİ

Ancak şunu önemle belirtmeliyiz ki manastırlarda bu çalışmalar başladığında,Çin’in eski geleneklerinden gelen bir çeşit Çin Kung-fu’sun un(o dönemde Kung-fu isim olarak kullanılmamakta bu dövüş şekillerine değişik adlar takılmaktadır.Biz konumuzda kolay anlaşırlık olması açısından genel olarak kung-fu terimini kullanacağız.) halk arasında yapıldığını,zaman zaman panayırlarda ve şenliklerde gösteri ve yarışmalar olarak yapıldığı bilinmektedir.

Çin kültüründe önemli bir yer tutan geleneksel Çin tiyatrosun unda temel yapılanmasını sağlayan oyunlardaki,figürler ve kartografi’lerdeki estetik ve akrobasi teknikler işte bu geleneksel Çin kung-fu sundan gelmekteydi.Bu geleneğin zaman içerisinde parasal veya sokak dövüşlerine dönüştüğü ve LEİ TAİ adını aldığı bilinmektedir.Bu günkü modern adı ile SANS HOU veya SANDA olarak adlandırılan müsabaka sisteminin temelini de bu geleneksel dövüş biçimi oluşturmaktadır.

Geleneksel halk dövüşlerinin en sert biçimi olan LEİ TAİ’nin zaman içerisinde gelişerek paralı dövüşlere dönüşmesi ve kurallarında müsabaka sonucu iki rakipten birinin ölme şartı olması o dönemdeki idari yönetimlerin bu dövüşü yasaklamasına neden olmuştur. Ele sarılan bandaj üzerine sürülen yapışkan ve yapışkanın üzerine bastırılan kırık çam parçaları LEİ TAİ’yi vahşi bir dövüş şekli yapmış tüm yasaklamalara karşın halk arasında gizli olarak yapılmaya devam ede gelmiştir.

M.Ö.3 yüzyılda gelişen bu hadiseler gösteriyor ki,manastırlarda rahiplerin kung-fu çalışmaya başladığı dönemde,halk arasında henüz ismi ve temeli oluşmamış çeşitli dövüş stil,teknik ve sanatları zaten çalışılıyordu.Ancak manastırlardaki kung-fu çalışmaları,manastırların disiplini ile kısa sürede temel şeklini alıyor ve geleceğin kung-fu sisteminin ana temelleri atılıyordu.

HAYVAN STİLLERİNİN DOĞUŞU


O devrilerde manastırların baş rahibi olarak bilinen KWOK YEE’nin önderliğinde yapılan bu çalışmalar sonucu,kombine tekniklerden oluşan ilk sistemli çalışmalar başlamış olur.Bu çalışmalara CHİ-CNİ-SAN ve WU-Nİ-CHİ-Nİ ismi verilmişti.böylelikle Çin’de disipline edilmiş ilk çalışmaları KWOK YEE başlatmış olur.Ancak bu çalışmalar zaman içerisinde teknik açıdan pek ilerleme kaydedemez.Manastırlarda popüler olan bu yeni spor dalına oldukça fazla ilgi gösteren ve zamanlarının büyük bölümünü kung-fu’ya ayıran keşişler ve Budist öğrenciler muhafazakar Budist yöneticileri harekete geçirmiş ve Budizm öğretilerinin ikinci plana atıldığını ileri sürerek bu çalışmaların ilerlemesine ve genişlemesine izin verilmemiş hatta bazı manastırlarda çalışmalara yasak konmuştur.

Tüm gelişmelerin odak noktası Çin’in en büyük manastırlarından biri olan HONAN şehrindeki birinci SHAOLIN MANASTIRI’DIR.Manastır yöneticileri Budizm öğretilerini arasına bir yenilik olarak giren ve Budizm felsefesindeki hümanist düşünce,yaşama,davranma normlarına aykırı buldukları Kung-fu çalışmalarına,ilk temelleri atılırken maalesef set koymuşlardır.buda Kung-fu’nun tarihsel bir şansızlığı olmuş,ileriki Yıllarda bir çığ gibi büyüyecek isminin yayılmasını biraz olsun geciktirmiştir.

Manastırlarda kung-fu’nun yukarıda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı pasif ize edilmesi ve ikinci plana atılması yaklaşık altı yüzyıl devam etmiştir.Nihayet kung-fu çalışmaları M.S.3 cü yüzyılda shaolın manastırlarının tıp dalında uzmanlaşmış ünlü ismi HEKİM HUA-TO tarafından tekrar ele alınmış ve bu çalışmalar tekrar günlük sağlık egzersizlerine yansıtılmıştır.

Hekim HUA-TO kung-fu tarihi için çok önemli bir isim ve dönüm noktasıdır.Manastırlarda kung-fu çalışmaları için bir kurul kurmuş ve geçmişte olduğu gibi bu çalışmaları tekrar disipline etmeyi başarmıştır.
Hua-to mesleği gereği ormanlarda ve doğal ortamlarda çok uzun süren gözlemler ve araştırmalar yapmış,hekimlikte kullanılan bitki ve otları araştırırken,hayvanlar aleminde,hayvanların kendi nesillerini savunmak için gerek hemcinsleri gerekse diğer düşmanları ile yaptıkları mücadeleleri incelemiştir.Bu ölüm kalım savaşında çeşitli hayvan cinslerinin kendilerini savunmak veya düşmanlarını öldürmek için kullandıkları doğal tekniklerden oldukça etkilenmiş ve bu teknikleri insanlarında yapabileceğini düşünerek manastırlarda çalışılan egzersizlere dahil etmeyi planlamıştır.

Hekim hua-to bu fikrini kısa sürede hayata geçirmiş ve beş hayvan adı ile anılan kendi özel tekniği ile günümüzde dahi popüler olan yepyeni bir kung-fu metodunu ortaya çıkarmıştır.Bu hayvan stilleri sırasıyla,kaplan,ayı,yılan,leopar ve turna kuşudur.

Bu yepyeni tekniklerle bezenen çalışmalara o dönemde genel olarak CHUAN-FA olarak isim verilmiştir. Arık rahipler kendilerine düşmanlık yapanlara karşı kendilerini sadece savunmak için teknikler geliştirmiyor,hücum ve saldırı kombine teknikler ide çalışıyorlardı.

Bu gelişmeler manastır yöneticilerini ikiye bölmüştü.Muhafazakar rahipler Budizm felsefesine aykırı gördükleri bu çalışmaları,öğrencilerin fazla zamanını alıyor ve dinsel öğretilerden uzaklaştırıyor diye karşı çıkarken,yenilikçi rahipler hekim hua-to önderliğinde rahiplerin ulaştığı ve üstün mücadele ve savunma sanatını daha ileri boyutlara götürmek için çalışmalar yapıyor ve bu çalışmaları günlük zorunlu dersler haline getirmeye uğraş veriyorlardı.

TARİH SAHNESİNDEKİ EN ÖNEMLİ BULUŞMA BODHİDHARMA


M.S.300 yıllar Kung-fu için çok önem arz etmektedir.Çünkü tarih sahnesindeki müthiş buluşma bu zaman diliminde gerçekleşmiştir.Budizm’in çıkış noktası Hindistan olmasına rağmen ,bu yeni din tüm Uzakdoğu topraklarına hızla yayılıyordu.Bu yayılımın kolaylaşması için Hintli Budist rahipler,değişik ülke ve topluluklara,gönüllü olarak gidiyor ve buralarda dini eğitim veriyorlardı.İşte bu rahiplerden bir tanesine 28 Hint hanedan kuşağından soylu bir Budist rahip olan ve çok iyi eğitim almış Brahma kralı’nın üçüncü oğlu Bodhidharma’dır.

Bodhidharma’nın aynı zamanda Zen mezhebini kuran rahiplerin arasında olduğu da rivayet edilir.Ancak şu kunuyuda belirtmek gerekir ki ülkemizde kung-fu tarihi yazmaya çalışan bir çok kişi Bodhidharmanın Zen felsefesini kurduğunu iddia etmektedir.M.S.384 de SENG-CHAO ve Bodhidharma ile aynı çağda 360’da yaşayan TAO-SHENG isimli rahipler Zen’nin ilk kurucuları olduklarına dair bir çok tarihçi birleşmişlerdir.Çin de gelişen Zen doktrinini en ustaca geliştirip felsefe haline getirmiştir.O tarihlerde Hintli tarihçilere göre Hindistanda’da bir dövüş ve savunma sanatının geliştiği ve bunun adının da Hint Kenposu olduğu iddia edilir. Bodhidharma’nında bu Hint Kenpo’sunda çok iyi bir usta olduğu ve Budizm öğretilerinin yanında Hint Kenpo’su ile sürekli uğraştığı ve bu sisteme kendi çapında yenilikler kattığı bilinir.Yine bazı tarihçilere göre Hint Kenposu’nu Hindistan da ilk sistemleştiren ve disipline eden kişinin Bodhidharma olduğu bildirilmektedir.

Gerek aile soyu gerek Budizm ile ilgili ileri derecede bir rahip olması gerekse Hint Kenposu adı ile bir savunma sistemi çalışması Bodhidharma’yı çok karizma tik ve önemli bir kişilik yapmaktadır.Bu kişilik ileride Kung-fu tarihinde yön verecektir.


BODHİDHARMA ve ÇİN KUNG-FUSU


Bahsi gecen bu zaman diliminde Çin topraklarını koyu bir Budist ve LİNG kralı,impataror KRAL WUTİ (veya WU ) yönetmektedir.Bodhidharma kral WUTİ ile yaptığı temaslar sonucu HONAN şehrinde(veya bölgesinde) WUTAİ dağında bulunan ve Çin Budizm’in en büyük ve önemli manastırı olan SHAOLIN manastırına yerleşir.
Artık Bodhidharma için gerek Budizm,gerekse spor çalışmalarını yapabileceği mükemmel bir ortam ve fırsatlar oluşmuştur.Bodhidharma burada çok eskiden bu yana geleneksel olarak çalışılan ve hekim HUE-TO tarafından disipline edilen çalışmalar olduğunu bilmektedir.Bu manastıra yerleşmek isteme sininde en önemli sebebi budur.böylelikle Hint kültüründen oluşan ve kendi adına bir çok ekleme yaptığı Kenpo ile manastırlarda çalışılan Kung-fu sistemini karşılaştırma beklide birleştirme fırsatı bulacaktır.

Bu düşüncesine gerçekleştirmek için Budizm ve Zen öğterilerindeki engin bilgisi ve tecrübeleri ile Manastırda kendine çok bağlı özel ve seçmece müritler oluşturduğu hatta bu konuda manastır yöneticilerinden sık sık tepki aldığı önemli bir gerçektir.
Uzun yıllar süren çalışmaların neticesinde iki sistemin bir çok ortak noktalarını birleştiren Bodhidharma manastırda kendi oluşturduğu sistem temelinde Kung-fu çalışmaları başlamıştır. Bu çalışmalarla birlikte Budizm ve Zen çalışmalarına da aralıksız devam eden Bodhidharma, rivayetlere göre her gün belli saatlerde büyük bir taşın karşısında bir çeşit ibadet ve meditasyon olan zen oturuşunu tam dokuz yıl arlıksız devam etmiş ve bu süre sonunda Taşın renk değiştirip sonun dada parçalandığı söylenmiştir.

Bu çalışmalarla yetinmeyen Bodhidharma Zen ile ilgili değişik eserler ve kitaplar yazmış,bu yazılarında ideal insan,Budizm,nirvana,sosyal işler ve devlet yönetimi gibi bir çok konu hakkında fikirler üretmiştir.Bodhidharma’nın tüm bu çalışmaları gün geç tikçe onu manastırda özel bir konuma getirmiş kral wuti’nin talimatları ile manastırın bir bölümü ona ve özel seçtiği öğrencilerine ayrılmıştır.Yeni oluşturduğu kung-fu sistemini ise her geçen gün disipline eden ve belli kalıplara döken rahibin bu olağan üstü çalışmaları tüm Çin ‘de ve diğer manastırlar dada duyulmuş ve onun izni ve nezaretinde bu çalışmalar diğer manastırlar dada başlamıştır.

Tüm bu gelişmelere geçmişte olduğu gibi karşı çıkan bir gurup Budist rahip,Bodhidharma’nın Hint kökenli olduğu ve Budizm’i Zen felsefesi ile asi mile etmeye çalıştığını iddia ederek aleyhinde bir çok faaliyette bulunmuşlar,ancak Bodhidharma’nın özverili çalışmaları manastırlarda Budizm’e ve Kung-fu’ya yeni bir ivme kazandırdığından başarılı olamamıştır.

KUNG-FU YAYILIYOR.


Shaolın manastırında başlayan bu çalışmalar kısa sürede diğer manastırlara da geçmiştir.Başlangıçta bu yeni çalışmalara karşı çıkan rahipler bile bu olağan üstü ilgi karşısında geri adım atmışlardır.Bodhidharma oluşturduğu bu yeni dövüş sanatını manastırların dışında rahipler haricinde hiç kimseye öğretmemesi konusunda kesin yasaklar koymuştur.Bu nedenle manastırlara üye olmak isteyen gençlerin sayısı her gecen gün artmakta ve halk özellikle çocuklarını manastırlara üye yapmak için adeta yarışır olmuşlardı.

zaman zaman rahiplerin kötü insanlara karşı bu dövüş sanatını başarılı bir şekilde uygulamaları,kendilerinden sayıca üstün guruplara ve çetelere karşı kolayca baş edip galip gelmeleri tüm Çin de kulaktan kulağa yayılmış rahiplerin artık köyler ve kasabaların güvenliğinden sorumlu hale gelmelerine neden olmuştur.
Rahipler bu olağan üstü dövüş tekniklerinin arasına inanılmaz doğa üstü güçlerde ekliyor ve bu olaylar manastırlarda çalışılan kung-fu’yu yaşayan efsane haline getiriyordu.Bodhidharma Budizm ve Zen’deki bir çok dinsel temayı ve olağan üstü halleri dövüş tekniklerinin arasına serpiştirmiş ve metrelerce havalara zıplayabilen veya bakışları ile nesneleri parçalayan yada bir anda ortadan yok olabilen dövüş ustası rahipler yetiştirmiştir.

Ancak bu doğa üstü güçler hakkın dada kısa bir açıklama yapmak zorundayız.Bu konu ile ilgili geniş malumat isteyenler sitemizin orta sayfalarında bulunun Zen ve Budizm adli bölümü okuyabilirler.


DOĞA ÜSTÜ GÜÇLER


Bu konu Uzakdoğu spor'ları var olduğundan bu yana sürekli gündemdedir.Budizm ile ruhsal ve bedensel eğitimlerini alan Budist Kung-fu'cu rahiplerin,bir çok defa insanlar üzerinde çözümlenmesi imkansız,ürkütücü ve inanılmaz güçleri olduklarını göstermişlerdir.Doğa üstü veya insan üstü diye tanımlanan bu güçler,gerçekte rahiplerin,Kuranı kerimde'de belirtilen Cin'lerle irtibatta bulunmaları sonucu onlardan faydalanmalarıdır

Müslüman ve kafir diye genelde iki guruba ayrılan,apayrı bir alemde yaşayan ve insanlardan üstün olarak olağan dışı güçlere sahip olan,zaman ve mekan mefhumu olmayan cin'lerin kabileler halinde yaşadıkları bilinmektedir.Gizli ilim diye adlandırılan çeşitli yöntemlerle insanlar bu varlıklarla irtibat kurdukları gibi,cin'lerde kendi hakimiyetleri altına alabilecekleri vasıftaki insanlarla değişik ve ürkütücü yöntemlerle irtibatı kurabilmektedirler.

Cin alemi insanlarla kurdukları irtibatı büyük oranda kendi nefsi isteklerini tatmin amacı ve dağa bir çok bilmediğimiz nedenlerden dolayı yapmaktadırlar.İnsanların bazı isteklerini karşılarken bunlar,geçmişten haber verme,gele çekle ilgili tahminlerde bulunma,uzak yerlerde gelişen hadiseleri anında aktarma,çeşitli ağır işleri yapma,insanlara olanaksız gözüken davranışları gerçekleştirme vb. gibi bir çok hadiseyi insanın hakimiyetine sunarken bunların karşılığın dada bilemediğimiz bir çok ürkütücü isteklerini gerçekleştirmektedirler.

Cin'ler Müslümanlarla irtibat kurdukları gibi tüm Din mensuplarıyla irtibata geçme yetenekleri vardır.Budist rahiplerin bir çoğu bize göre bu gizemli alemin varlıklarına ulaşmanın yolunu bulmuş ve onların bu meziyetlerinden yararlanarak,özellikle Kung-fu'da olağan üstü diye nitelendirdiğimiz bir çok hadiseyi gerçekleştirmişlerdir.

Çok yüksek mesafelere zıplama,uzaktaki bir nesneyi bakışlarınla parçalama,belli bir müddet havada asılı kalabilme,öldürücü vuruşlar yapabilme vb. gibi çoğunu filmlerde görebileceğimiz hadiselerle görsel anlamdaki kung-fu tekniklerini birleştiren rahipler insanlar üzerinde oldukça etki yapmışlardır.

Tüm gelişmeler Çin idari yönetimini manastırlardaki çalışmalara destek olmasını neden oluyor ve manastırlara çok özel yekiler ve ayrıcalıklar veriyordu.

Bodhidharma artık Çin’de çok özel bir yeri ve kariyeri olan bir isimdir.Hint Kenposu ve Çin Kung-fu’sunun tüm normlarını birleştirdikten sonra bir çok yenilikler ide bu sistemle harmanlayıp shaolın Kung-fu sunun temellerini iyice disipline eden Bodhidharma,tüm bu çalışmalarında özenle uyguladığı diğer bir konu ise Zen ve Budizm’in tüm felsefi normlarını bu yeni sistemin içerisine monte etmesidir.Budizm’in tüm dinsel anane ve motiflerinin(selamlama,kata ve TAO’lardaki normlar,çeşitli duruş ve gardlardaki özel işaretler vb.) eklenmesi ile bu yeni sistem manastırdaki öğrencilerin dinsel bir öğretisi haline gelmiştir. Manastırlara kabul edilen keşiş adayları çok zorlu sınavlardan geçirildikleri gibi,dinsel öğretileri çabuk anlayabilecek zekaya sahip olanlar tekrar ayrılıyor,bu gençler tekrar teste tabi tutuluyor,zeki ve kabiliyetli olanlar ancak Bodhidharmanın öğrenciliğine kabul ediliyordu.


ZEN & BUDİZM'İN KUNG-FU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ


Yine önemli bir noktada Zen ve Budizm'in kung-fu sistemindeki doğal bir biçimde oluşan etkileridir.Zen mezhebinin kurucularından olduğu iddia edilen ve Budizm'inde ileri derecede bir rahibi olan Bodhidharma uzmanlaştığı bu iki felsefeyi sistemleştirdiği Kung-fu sitilinin içerisine olabildiğince yaymış ve sistemin temellerini bu iki felsefe üzerine inşaa etmiştir.

Bodhidharma'nın ölümünden sonra yerini en yakın talebesi LAU-TSEU almaktadır.Zen felsefesinin yüksek makamlarında bulunan Lau-tseu hocası gibi Budizm'i ve Zen'i birlikte yaşamasını becerebilen bir ustadır.Kung-fu tarihlerinde bu iki kişi Bodhidharma ve Lau tseu,sistemli ilk Kung-fu çalışmalarını başlatan ve devam ettiren isimler olarak geçmişlerdir.Yukarı dada bahsi geçtiği gibi Kung-fu sisteminin ilk temelleri atıldığı andan itibaren Budizm ve Zen prensipleri bu sistemin içerisine yerleşmiş ve bu etkisini günümüzde dahi halen göstermektedir.Günümüz Do spor'ları antrenmanlarında seronomiden selamlamaya,giyim kuşamdan çalışma sistemine,kata veya TAO diye adlandırılan çalışmalara kadar görülen Budist ve Zen motif ve sembolleri bu etkilenmeye birer örnektir.

Sitemizin Budizm ve zen adlı bölümünde Buda'yı tanıtırken onun felsefesinde son noktayı aydınlanmanın oluşturduğunu belirtmiştik.Budist rahiplerin aydınlanmaya ulaşmaları için dini öğretilerinin yanında günlük uğraşlarla da ilgilenirlerdi.Bunlar Bahçe işleri,ev işleri,flüt çalma,resim yapma ve cha-no-yu denilen çay törenlerinin yanında,Buda'nın kutsal incir ağacı diye inanılan Bodhi'nin etrafında bir hafta süreyle yürüdüğü var sayılarak,Budist müritlere yürüme ve spor yapmaları tavsiye edilirdi.

Yine rahiplerin kılıçla savaşım (KENDO) okçuluk ve özellikle Kung-fu'nun çalışma disiplininde bulunan kültür fizik hareketleri yapmaları istenir bunlarla aydınlanmaya dağa kolay ulaşılacağı inanılırdı.Tüm bunların neticesi Kung-fu çalışan tüm usta ve spor'cular bu çalışmaları felsefelerinin bir emri olarak uygularlardı.

Böylece Budizm inanırları, Budist olmayan insanlarında bu spor'u çalıştıklarında bilerek veya bilmeyerek Budizm'in ve Zen'in tüm prensiplerini yerine getireceklerini ummuşlardır.Bu kanı ise günümüzde bir hayli gerçekleşmiştir. Budist'lerin kendi ideolojilerini bu türlü yollarla diğer din mensubu insanlara ve milletlere uygulatmaya çalışmaları,hadiselere tarafsız ve objektif bir gözle baktığımızda gayet doğaldır.

Her millet veya din yeni bir kültür geliştirirken,kendine özgü yöresel veya dinsel temalarını o kültür üzerine yoğunlaştırıp kültür'ün tamamen kendilerine ait olduğunu ispat yönüne gitmişlerdir.Bu tip kendini göstermeler kültürlerin içerisinde her dalda olmuş bazen mimaride bezen müzikte yada geleneksel kıyafetlerde kendini gösterdiği gibi spor’da da yoğun bir şekilde yer almıştır.


Bodhidharma tüm gelişmeler yaşanırken değişik fikir ve görüşlerde değer veriyor,kendi sistemine halkın uyguladığı ilkel d-sayılabilecek dövüş tekniklerinden eklemeler yaptığı gibi savaş sanatlarını çok iyi bilen Çin ordusunun komutanları ve ünlü isimleri ile askerlerle de özel çalışmalar yapıyor ve sistemini geniş bir yelpaze üzerine monte ediyordu.

MS.450 yıllarda bu gelişmeler yaşanırken aynı yıllarda Türk’ler Çin üzerinde hakimiyet kurmaya başlamışlardır.Türk’lerin müthiş savaş kabiliyetleri ve kazandıkları zaferler tüm Çin’e yayılmış ve sınırlarını bir bir Türk’lere terk etmeye başlamışlardır.Bodhidharmanın sınır tanımaz öğrenme tutkusu,Türklerin ünlü savaş sanatı tekniklerine kadar uzandığı ve bu teknikleri çalışıp kendi sistemine eklediği tahmin edilmektedir.

Bu konu ile ilgili geniş açıklama alt sayfalarda Türk’lerin Kung-fu tarihinde etkisi adlı bölümde bulunmaktadır.


BODHİDHARMA ve SONRASI


Bodhidharma artık Çin’de gerek Budizm,Zen gerekse Kung-fu hakkında otorite sahibi olmuş hatta Zen ve Kung-fu’nun kurucusu olarak bir çok tarihçi tarafından tarih kitaplarına gececiktir. Onu destekleyip sevenler olduğu kadar fikirlerine ve felsefesine karşı olanlarda çoktur,bu nedenle yaşamının son dönemleri hakkında bilgiler oldukça çelişkilidir.
Bazı kaynaklar onun düşmanları tarafından zehirlendiğini öne sürerken bazıları Hindistan’a geri döndüğünü hatta ömrünün son yıllarını Japonya’da geçirdiğini belirtmişlerdir.
Tarihçilerin çoğunluğunun birleştiği en ilginç nokta ise öldüğünde tam 150 yaşında olmasıdır.Bazı tarihçiler Bodhidharmanın ölüm tarihini m.s.479 olduğunu iddia etmişlerdir.

Bodhidharma’nın ölümünden sonra yerini sırayla ve kıdem farkı ile yetiştirdiği talebeleri almıştır.Özellikle Zen felsefesinde isim yapmış olan HUİ-KO ilk varisi olmuş ve sırasıyla SEN-TS’AN,TAO-HSİN ve HUNG-JAN-DO zen öğretilerini aynı ciddiyetle devam ettirmişlerdir.Ancak bu isimlerin Kung-fu sisteminde ne kadar etkili oldukları hakkında kesin bilgiler mevcut değildir.

Bu tarihten sonra artık Zen ve Kung-fu Bodhidharma İle birlikte anılacak ve onun ismi bu sistemleri çalışanlar tarafından kutsal olarak bilinecektir.Bu kutsaliyet o kadar ileri boyutlara ulaşmıştır ki onu Buda olarak tanıyanlar veya Buda’nın yerine koyanlar dahi olmuştur.

Bodhidharma ismi Kung-fu’da bir mihenk taşıdır.Ancak özellikle ülkemizde hiçbir ciddi araştırma yapmadan derleme yazılarla Kung-fu tarihi yazmaya çalışanlar Bodhidharma’yı Buda ile karıştırıp Budizm’in onunla başladığını iddia edecek kadar maalesef bu konuda cehaletlerini ortaya koymuşlardır.Yine bir çok arkadaşımız M.Ö.551 de yaşayan ünlü düşünür ve filozof KONFÜÇYÜZ ile M.S.450 de yaşayan Bodhidharma’yı onun talebesi olarak yazmaları Kung-fu adına maalesef kara bir mizahtır.Bu ve bunun gibi bir çok hayal mahsulü bilgilerin çeşitli spor dergilerinde Kung-fu tarihi olarak ele alınması bizim ileride kitaba dönüşecek bu bilgileri toplamamıza en önemli etken olmuştur.

Hint asıllı olan Bodhidharma’nın ilk temelli Kung-fu sistemini ortaya çıkardığı kabul edildiğine göre şu salt gerçekte ortaya çıkmaktadır.Çinlilerin iddia ettiği gibi kung-fu salt bir Çin sporu değildir,çünkü bu sistemi disipline eden bir Hintlidir ve gelişim sürecinde bir çok etkenden yararlandığı gibi o tarihlerde Çin topraklarının büyük bir çoğunluğunda etkisi olan Türk’lerden ve Türk savaşçıların tekniklerinden de yararlanmıştır.Bu sonuca göre Çin Kung-fu’sun un tarihi gelişimine Hint ve Türk’lerin ortak olması kaçınılmaz bir gerçek olmaktadır.Bu konu tüm tarihçiler tarafından reddedilmeyecek bir gerçek olarak kabul görmelidir.


MANASTIRLARIN BASILMASI ve DAĞILMASI


Bodhidharma’nın ölümünden sonra onun disipline ettiği çalışmalar çok uzun süre aynı şekilde devam etmiştir.Sınırları çizilen bu sisteme yeni eklemeler yapılıp yapılamayacağı da bu sistemin önderleri arasında devamlı bir tartışma konusu oldu.
Ancak Bodhidharma’nın öğretilerinden en önemlisi yeniliklere açık olma felsefesi olduğundan bu tartışmalar kısa sürdü ve bir çok yeni ve rahiplere özel teknikler shaolın kung-fusuna eklendi.Bu davranış biçimi zamanla bir gelenek halini aldı ve her usta rahip kendi adını veya tekniklerini taşıyan isimleri sistemin içerisine katmaya başladı.Bugün Kung-fu da oluşan yüzlerce stil ve sitemin çokluğu bu geleneğe aittir.Hatta shaolın Kung-fu sunun sistemli tam 366 tane değişik stili olduğu söylenir.

Tarihler M.S.500 yılları gösterirken Çin topraklarını idare eden krallıklar ve imparatorluklar özerk kabileler ve halk üzerinde etkilerini iyice kaybettiler.Bunun en önemli sebebi ise Türk’lerdi,Türk’lerin sürekli sınır baskınları ve saldırıları ile savaşmak zorunda kalan Çin imparatorluğu bu savaşlardan yorgun ve ekonomik açıdan zayıflamış olarak çıkıyordu.ülkede fakirlik hızla yayılırken ağır vergiler insanları bunaltıyor,hırsızlık ve soygun çeteleri gün geç tikçe artıyordu.
İmparatorluğa muhalif sülaleler sürekli iç savaş tehdidinde bulunuyor ve kendilerine tavizler ve haklar istiyorlardı.

İnsanın insana güveni ve saygısı kalmadığı bu dönemde tek ayakta kalan kurum Budizm öğretisi veren manastırlardı.Kendi halindeki namuslu Çinli halk ve çiftçiler paralarını ve kıymetli eşyalarını güvence altına almak için bu manastırlara emanet ediyor bunun karşılığın dada hükümetten desteği kesilen manastırlara giyecek ,yiyecek vb. eşyalarla bağışta bulunuyorlardı.

Artık manastırlar günümüzdeki gibi birer banka görevini üstlenmişti.Kung-fu çalışmalarının başlangıç noktasını oluşturan ve en üst seviyede çalışılan honan şehrindeki birinci shaolın manastırı diğer tüm manastırların en büyüğü ve en ünlüsü idi.Bu yüzden Honan bölgesi ve oradaki tüm köy ve kasabalar kıymetli eşyalarını bu manastıra emanet ederek güvence altına almaya çalışıyorlardı.zamanla para ve kıymetli eşyalarla dolup taşan manastır bu yönü ile de ünlenmişti.artık manastırlar kutsallığının yanında eşkıya ve soygun çetelerin inde gözdesi ve hedefi haline gelmişti.

Ülkedeki tüm iç karışıklıklar dan uzak duran manastırlar günlerini ibadet ve Bodhidharma’nın temelini kurduğu sistemi Çalışmak ve geliştirmekle geçiriyorlardı. O dönemde manastırların başında HUİ-KO adlı rahip vardı.kendilerine emanet edilen değerli eşyaların tehlikeye düşmememsi için manastırları adeta birer kale haline çeviren ve kung-fu çalışmalarına silahlı bölümler ekleyerek geliştiren hui-ko manastırların bu kıymetli emanetler yüzünden her an tehlikede olduğunu gayet iyi biliyordu.

Artık ülke topraklarında krallık iddia eden sülaleler ordular meydana getiriyor ve kendilerinin olduğunu iddia ettikleri toprakları istila edip bağımsızlıklarını ilan ediyorlardı.Bu başıbozuk ve kargaşalı dönem üçyüzyıl kadar gibi çok uzun müddet devam etti.zaman zaman manastırlar saldırıya uğruyor ancak halkın yardımı ile bu saldırılar bertaraf ediliyordu.
tarih sayfaları M.S.845 şi gösterirken Taocu imparator WU-TSUNG zamanında manastırlar ve Budistler üzerinde baskı kurmaya başlar.bu baskılar zamanla saldırıya dönüşür bir çok manastır basılarak rahipler buradan çıkarılır veya cezalandırılır.Bu kargaşalıktan istifade den ve krallık iddiasında bulunan MACHU sülalesi iç savaş çıkartarak Çin topraklarının bir kısmını istila eder.Artık sahaolın manastırı içinde beklenen gün gelmiş ve önce birinci shaolın daha sonra ikinci sahaolın korkunç ve acımasız saldırıya uğrarlar.Gözlerini para ve mücevher hırsı bürümüş askerler her türlü talan,yağma ve caniliği yapmaya hazırlardır.Manastırları ve değerli eşyaları korumaya çalışan rahip ve ölümü göze alarak manastırları korumaya çalış salarda kendilerince sayıca çok üstün ve savaş donanımlı olan askerlerin karşısında fazla tutunamazlar.Rahiplerin hemen hepsi ölür veya sakat kalır.efsaneye göre bu saldırıdan sadece beş rahip canını kurtarır ve bu beş rahipte manastırın en ünlü kung-fu ustalarıdır.

Tüm bu hadiselerden sonra Budizm ve öğretileri yasaklanmış ve çok ağır cezalar getirilmiştir.Ülkede Budizm’e karşı müthiş baskılar başlamıştı.Bu Ta ocu hareket karşısında olanlar ise acımasız şekilde cezalandırılıyordu.Yine çeşitli kaynaklara göre Shaolın baskından kurtulan beş rahip gizlice ülkenin çeşitli bölgelerine dağılarak gerek Budizm’i gerekse shaolın kung-fu’sunu gizlice halka öğretmeye başlarlar.

SHAOLIN KUNG-FUSUNUN HALKLA TANIŞMASI


Budizm’e karşı büyük düşmanlığı olan Tao’cu imparator wu-tsung ölümsüzlüğe ulaşmak için içtiği bir iksir sonucu ölünce,Budizm’in üzerindeki baskılarda bir nebze azaldı.Bu sayede kung-fu’da serbestçe öğretilmeye başlandı.Manastırların dışında eski geleneklerden gelen halkın kendine özgün çeşitli dövüş tekniklerini çalıştıklarını daha önce belirtmiştik.Manastırların dağılması sonucu artık manastırların o gizemli sanatı da halkın arasına inivermiş,bir zamanlar rahiplerden başka hiç kimseye öğretilmesi yasak olan Kung-fu sistemi,manastırların özerk gücünden mahrum olan rahipler tarafından halka öğretilmeye başlanmıştı.

Kimi rahipler bu sanatın devamı ve yok olmaması için öğretirken kimileri Budizm’in devamı olarak gördükleri Kung-fu’yu halk arasına yaymak,kimileride para karşılığı maddi çıkar uğruna öğretiyorlardı.

Yüzyıllar boyu halktan sır gibi saklanan bu sanatın ortaya çıkmasına yerli halk olağan üstü ilgi göstermişti.Budizm’in üzerindeki Baskılarında azalması kısa zamanda bir çok kung-fu okulu açılmasına sebep olmuş,bu okullar sayesinde hem Budizm hem de kung-fu isteyenlere rahatça öğretilir olmuştu.Ülkenin bir çok yerinde süratle yeni okullar açılırken,her usta kendine ait stiller geliştiriyor ve bu okullara kendi stil ve isimlerini veriyordu.Bu gelişmeler okullar arasında rekabete ve üstünlük kurma şekline dönüşüyordu.Ancak her ustanın ve okulun ortak paylaştığı bir nokta vardı,oda bu sistemin Çinli olmayanlara asla öğretilmemesi idi.

KUNG-FUNUN STİL VE SİSTEMELERE AYRILMASI


Shaolın Kung-fusunu artık özgürce tanıyan ve öğrenen yerli halk her ne kadar bu sisteme ilgi gösterse de,yıllarca bu stili kendilerinden saklayıp uzak tutan rahiplere karşı sıcak bakmayan ve geleneksel dövüş sanatlarından vazgeçmeyenlerde az değildi.Böylece bir anda Shaolın’den doğan Kung-fu sistemlerine karşı geleneksel halk kung-fu’su rekabeti ortaya çıktı.

Halk Kung-fu’su diye adlandırılan sanatında kendi içerisinde ustaların farklı görüşleri ve değişik sebepler nedeni ile çeşitli bölümlere ayrıldı.Güney ve kuzey stilleri adı altında iki ana temel sisteme ayrılan halk kung-fu’sunda Güney stilleri 580 yılında ÇA-OLUR-VEİ-HİYA ve LEANG devletlerini kuran o dönem Türklerin etkisi altında geliştiği bilinmektedir.

Böylelikle Çin’de hızla yayılan Kung-fu’yu birçok usta ve rahip kendi ismi ile adeta tekeline alıp sahiplenmeye başlamıştır.Bu stil ve sistemlerin bir çoğu zamanla varlığını ve etkinliğini kaybetse de bazıları yaşamını devam ettirmiş bazıları çok popüler olmuş hatta günümüze kadar dahi gelen pek çok stil ve sistem ortaya çıkmıştır.

Bunlara en çarpıcı örnek WİNG-TSUN sistemidir.Efsaneye göre NG.MVİ adlı rahip Çin sınırındaki SZAHWAN kasabası yakınlarındaki bir dağı kendine mekan seçerek,shaolın’i basan hainlerden öç almak için yeni bir dövüş metodu geliştirir.Shaolın Kung-fu’sunun en üstün ve en zayıf noktalarını çok detaylı bir şekilde analiz ederek yeni sisteminin içinde uygular.Geliştirdiği bu yeni stilin tüm ayrıntılarını WİNG-TSUN adında bir kıza öğretir.zaman içerisndede bu stilin adı WİNG-TSUN olarak kalır. Dağa sonraları bu stil Shaolın Kung-fusuna bir başkaldırış olarak ta değerlendirilir.

Çok kısa zaman içerisinde hızla yüzlerce değişik isim,stil,sistem ve kola ayrılan Çin Kung-fu’su pek çok değişik isim ve mana ile de anılmaya başlanacak ve artık Çin topraklarından tüm Dünya’ya yayılmanın önü açılmış olacaktır.

KUNG-FUNUN ÇİNDEN ÇIKIŞI VE YENİ SİSTEMLERE ÖNÇÜLÜK ETMESİ


Ticaret ile uğraşan Çinli Kung-fu tüccarlar gerek karayolu ile gerekse gemiler ile başka ülkelere yaptıkları seyahatlerde,Çin’lilerden başka bir millete öğretilmesi yasak olan Kung-fu’yu çeşitli sebeplerden dolayı merak edenlere öğretmeye başlarlar.Japon karate tarihinin yazılı dokümanlarında ilk defa 1377 yılında Çin Kung-fu’sunun adı geçmekte ve OKİNAWA’ya gelen Çinli tüccarlar ve gemicilerin sayesinde bu sistemin adada çalışılmaya başlandığını yazmaktadırlar.Ancak okinawa’lılarında çok eskilere dayanan geleneksel bir karate sistemininde olduğu belirtilmiştir.Sitemli ve gizemli buldukları bu yeni sisteme ilgi gösteren yerli halk ve aristokrat’lar 15 yüzyılda kral SHO SHİN’in adada her türlü silahları yasaklaması ile gerek geleneksel karate gerekse Çin Kung-fusuna ilgilerini oldukça arttırmışlardır.Bu iki sistemin birbiri ile karışımı sonucu bugünkü modern karate’nin temelleri atılmıştır.

Kore’nin tarih derinliklerinden gelen ve askeri çalışma ve savaşma sistemi olan HWARANG-DO ilede Kung-fu yukarıdaki sebeplerin benzerleri nedeni ile birleşerek günümüz modern TAEKWON-DO’sunun temelleri atılmıştır.

Bunlar gibi Tayland ve bir çok Uzakdoğu topraklarında Çin Kung-fu’su yeni stil ve sistemlerin doğuşuna öncülük etmiş o stillerin kendi gelenek ve görenekleriyle bütünleşerek yeni sistemlerin doğmasına öncülük etmiştir.Çinli tarihçiler Dünya üzerindeki tüm dövüş sanatlarının Kung-fu’dan doğduğunu iddia etseler de bu bu iddia gerçek dışıdır.Ancak Uzakdoğu ülkelerinde gelişen tüm sistemlere Kung-fu’nun etki yaptığı da bir realitedir.

Hindistan da WAŞRA-MUŞTİ,Endenozya’da PEJAK-SILAT ,Tayland’da TAHAİ BOKS ve MUHAİ-TAİ,Japonya’da AİKİDO ve diğer vuruşlu karate sistemleri ve günümüzde Amerika ve Avrupa’nın modern dövüş sistemleri FULL CONTACK,KICK BOKS temelde Çin Kung-fu’sunun izlerini taşımaktadır.

KUNG-FUNUN YENİDEN MODERNİZE EDİLMESİ.


Çin’de hızla çoğalmaya devam eden değişik stil ve sitemler orijinal Shaolın Kung-fu’sunun özelliğini ve geleneğini kaybetme tehlike sinide beraber gündeme getirmişti. Bu kadar çok ve farklı sistemin ortaya çıkışı ve zaman zaman kavgaya dönüşen stil ve ustalık tartışmaları,dönemin usta Budist ve Kung-fu rahiplerini bir araya getirmiş ve shaolın kung-fu’sunun tekrar eski işlevine kazandırılması için ortak çalışma kararı aldırmıştı.

Yeni yapılan manastırlarda tekrar ders olarak Kung-fu çalışmalarına yer verilmiş ve eski sistemin aynı şekli ile yaşatılması,ve yeni gelişen tekniklerinde ilave edilerek manastırlara özgü bir çalışma metodu olabilmesi için disiplinli çalışmalara başlanılmıştı. O dönemin en ünlü manastırları olan KWANG-TUNG-HONAN,FU-KEİN,NGO-MEİ ve WUTANG okulları bu işlev için merkez olarak kabul edilmiştir.

Yeni gelişen tüm stiller ne kadar shaolın’den bağımsız birer sistem olduklarını iddia etseler de shaolın tekniklerinin tüm izleri bu sistemlerde varlığını ve egemenliğini hissetti yordu.Güney Çin stili olan CHOY-LUT-FUT o dönemde en popüler olan shaolın kökenli sistemdi.Zaman içerisinde LO-HAN diye isimlendirilen el teknikleri ile ünlü en büyük 18 teknik oluşturulmuş bu teknikler daha sonraları Tibet manastırlarında yoga teknikleri ile öğretilmeye devam edilmiştir.

Bu tarih diliminden sonra Kung-fu sistemi tüm Dünya’ya günümüze kadar gelecek süreç içerisinde yayılımını ve popülerliğini devam ettirecektir.


ÜNLÜ SİTİLLER


Shaolın’den türeyen ve günümüzce de kabul edilen tam 280 stil olduğu bilinir. Bunların yanı sıra yüzlerce değişik ve özgür sistemde tarih sayfalarında yerini almıştır. Aradan geçen zaman dilimleri bu sistemlerin çok büyük bölümünü yok etmiş veya kendisinden üstün olan başka stillere dahil etmiştir. Yinede yüzyıllara meydan okuyarak günümüze kadar gelebilen pek çok stil mevcuttur.

Kuzey Çin stili olarak bilinen PRAYİNG-MANTİS adı ile ünlenen bu popüler sistemin ustaları WONG-LONG ve WONG-FE sistemin kurucuları olarak tarih sahnesinde yerini almış ve bu stil günümüzde özellikle Amerika’da çalışılmaktadır.

Koyu bir Taoist olan CHENG-SALM-FUNG yumuşak bir stil olarak bilinen TAİ-CHİ-CHUAN’ı geliştirmiş bu sistem 14 yüzyılda CHENG-YUAN ismi ile anılsa da günümüzde Çin’de ve tüm Dünya’da büyük kitleler tarafından çalışılmaktadır. Bu sistemin egzersizleri özellikle solunum yolları ve kaslar üzerinde etkili olduğu için Çin’de yediden yetmişe sokaklarda sabah jimnastiği olarak çalışılır.

TAİ-CHİ-CHUAN sisteminin en büyük ustaları olarak bilinen PAİNG-FENG ve Lİ-CHENG isimleridir.170 toplam stilden oluşan bu sistem shaolın stilleri arsında en fazla popüler olanıdır.

Manastırlarda shaolın sistemini koruma altına alınan ve temel yapılandırılmalarında taviz verilmeden çalışılmasını sağlayan iki büyük usta HUNG-HISU-CHUAN ve YANG-TSE tam onbeş yıl süre içerisinde shaolın tekniklerini beş ana stil içerisini toplamışlardır. Sonraki yıllarda bu beş stil birbirinden koparak HUN-GAR,LIU-GAR,NOY-GAR,LI-GAR ve MO-GAR isimleri ile çalışılmaya devam ede gelmiştir. Yine popüler olan birkaç stili de şu şekilde sıralayabiliriz.

- Shaolin Kung-fu
- Wing Chun kung-fu
- Tai Chi Chuan (çin yogası olarak da bilinir)
- Praying Mantis Kung-fu
- Haing I Kung-fu
- Pa Kua Chuan Kung-fu
- Wu Tank Pai
- Hun Gar Kung-fu
- Choy-Li Fut
- Pak Mei Kung-fu
-Sil Lüm Kung-fu
-White Crane Kung-fu


ÇİN HÜKEMETLERİNİN KUNG-FUYU WU SHU ADI ALTINDA TOPLAMA ÇALIŞMALARI.


Yukarıda bahsettiğimiz bir çok tarihsel gelişim,etki ve sebebe dayanan gelişmeler yakın zamana geldiğimizde Çin hükümetleri tarafından alınan bir dizi kararlar neticesinde Kung-fu sporunu bir çatı altına toplama çalışmaları başlatılmıştır. Bu sebeple 1900 yıllarda BOXER örgütü Kung-fu’yu bir savunma sanatı olarak ele almış ve Çinililerin ulusal savaş sanatları olarak kabul etmiştir. Sonraki yıllarda Çin halk cumhuriyeti devletleri bu konu üzerinde ciddiyetle durmuş 1928 yılında devlet desteğinde ilk wu shu enstitüsünü Çin’in BAİJİNG bölgesinde kurulmuş bu enstitü’yü çeşitli yerel ve bölgesel şubeler takip etmiştir.İlk kurulan enstitü günümüzde Wu shu uluslar arası değişim akademisi olarak çalışmalarına devam etmektedir. 1949 yılında aletli jimnastik,akrobasi ve geleneksel Çin tiyatrosu normlarını birleştirerek WU SHU adı altında tüm stil ve sistemleri toplama çalışmalarına başlamıştır.

1956 yılında Pekin’de kurulan Çin Wu shu birliği tüm bu çalışmaları uluslar arası bir metod olarak kabul etmiş ve bu yönde faaliyetler göstermiştir. Zamanla bir çok Dünya devletlerine yayılan bu çalışmalar bir çok ülkede akademik düzeyde ele alınmış pek çok üniversitede kürsüleri kurulmuş ve ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bunu ilk gerçekleştiren isimse San Fransisco’lu GEORGE LONG isimli bir profesördür. Yine Calıfornıya’nın BERKELEY üniversitesinde 5 ünitelik felsefe kursu niteliğinde olan WHİTE-CRANE yani turna kuşu stili,ders olarak kabul görmüştür.

Dünya’nın pek çok ülkesinde çalışılan bu sistemi kontrol altına alabilmek için Çin hükümeti 1975 yılında Dünya Wu shu federasyonu IWF’ yi kurmuştur.

Dağa sonraları 1977 yılında Fransa’da toplanan ıwf antrenörlük ve doçentlik sınavları yapmış ve alınan kararla Avrupa wu shu federasyonu EWF’nin kurulma çalışmaları başlamıştır.

EN GENİŞ KAPSAMLI TARİHÇE


Bu yazı dizisinde Kung-fu’nun yakın tarihinden çok ilk sistemleştiği zaman dilimini ele aldık. Bunun nedeni ise yazımızın başında belirttiğimiz gibi bu tarih diliminde gelişen olayların çok farklı şekil ve görüşler ışığında yorumlanmasıdır.

Son yüzyılda ise Kung-fu adına gelişen pek çok hadise ve olay vardır,bunları da Wu shu adı altında toparlamak daha doğrudur. Bu yakın tarihteki gelişmeler ayrı bir eser olacak niteliktedir. Çin hükümetlerinin desteği ile kurulan Wu shu birliğine karşı olan ve alternatif iddialar ve yorumları gündeme getiren yüzlerce usta ve eser vardır. Sanırım bu tartışmalar sonsuza kadarda sürüp gidecektir.

Geleneksel halk Kung-fu’su ,manastır Kung-fu’su ve devletin resmileştirdiği Wu shu,bunların yanın dada yüzlerce özel stil ve sistemler bize göre Kung-fu sisteminin ne kadar zengin bir temel ve yelpazeye yayıldığını kanıtlar. Bu zenginlik ve yenilikler sürekli devam edecek,belki yüzlerce yeni stil ve sistem Kung-fu adı altında kendine yer ve isim edinmeye çalışacaktır.Bu konuya en çarpıcı örnek 1970 lerde Çin kung-fu’suna ve beyazperdeye yeni bir heyecan getiren efsane isim BRUCE Lee’dir.Kung-fu’daki ustalığının yanında olağan üstü rol yeteneği ile sinema ve dövüş sporlarına çok farklı bir bakış acısı getirmiştir Bruce. Kalıpsal ve geleneksel tüm sistemlere karşı çıkarak yeni ve özgür bir sistem olarak tanımladığı JEET KUNE DO’yu geliştirmiş ve tüm Dünya’ya sevdirmiştir. Geleneksel Çin Kung-fu’sunu savunan yüzlerce usta ve birliğin karşı gelmesine rağmen o gerek stilini gerekse ismini adeta ölümsüzleştirmiştir.

Bu yazı dizisinin Kung-fu tarihini tam anlamı ile anlatabildiğini iddia edemediğim gibi gerçek Kung-fu tarihine en yakın olgu ve bilgilerle kaleme alındığını belirtebilirim.Ülkemizde beklide Kung-fu adına yazılmış en geniş kapsamlı bir tarihçe olduğun sandığım bu eserimi tüm Kung-fu çalışanlarına armağan ediyorum.

Konumuzun bu noktasına geldiğimizde benimle birlikte belki bir çok Türk Do spor’ları tarihi ile ilgilenen arkadaşlarımın üzerinde durduğu çok önemli bir noktaya temas etmek istiyorum. Türk’lerin Uzakdoğu sporlarındaki etkisi.Bu konu ile ilgili yıllardan bu yana her çalışmamda kamuoyu oluşturmaya ve Türk Do sporu yapanları bilgilendirmeye çalıştım.Şahsen Türk’lerin Do spor tarihinde özellikle Çin Kung-fu’su üzerinde önemli derecede etkileri olduğuna tarihsel gerçeklerle inanan bir kişiyim.Türk’lerin Çin Kung-fu’sundaki etkilerini geniş bir açıklama ile sizlere aktarmak istiyorum.Bu konu dada lütfen sizlerin aşağıdaki bilgiler dahilinde kamuoyu oluşturmanızı ve her ortamda bu konuyu ve iddiaları gündeme getirmenizi önemle Türk sporu adına rica ediyorum.


TÜRK'LERİN KUNG-FU ve TÜM DO STİLLERİ TARİHİNDEKİ ETKİSİ


Tüm Kung-fu ve Çin tarihçileri eserlerinde Kung-fu spor'u sayesinde,Çinlilerin efsanevi yenilmez savaşçılara ve ordulara sahip olup,bu orduları da Budizm'in olağan üstü güçleriyle donatarak,yenilmez kahramanlar ve ordularının savaş ve mücadelelerini anlatırlar.Yakın zamanda ülkemizde hayli popüler olan Çin dövüş filmlerinde'de hep bu konular işlenmiş senaryolar Çinli efsanevi dövüşçüler ve askerler üzerine yazılmış,bu dövüş ustalarının kalabalık rakiplerle, bire on gibi,tek başlarına mücadele ederek Çinli savaşçıların yenilmez gücü sergilenmiştir.Çinlilere göre bu üstün savaş gücü onların yakın dövüşü çok iyi bilmelerinden ve doğal silahları çok iyi kullanmalarından kaynaklanmaktadır.O dönemdeki savaşların ilkel silahlarla ve göğüs göğse yapılması,insan gücünü ön plana çıkardığından,bu gücün kendilerinde fazlasıyla var olduğuna inanan Çinliler,bu iddialarını tüm Kung-fu ile ilgili eserlere, romanlara, hikayelere ve günümüz teknolojisi ile çevrilmiş filmlere olabildiğince işlemişlerdir.

Bu iddaların çok az gerçeklik payı olsada aslında tek taraflı ve milliyetçi duygular içerisinde iddia edilen ve gerçek tarih ile bir çok çelişkisi bulunan bir kültür dayatmasından başka bir şey değildir.Aslında dikkatlerden kaçan en önemli husus şudur.Bu tip gerçekte propaganda amaçlı hikaye,film ve romanlarda hiç bir zaman Türk'ler ve onlarla olan mücadeleler ve özellikle savaşlar işlenmemiş tarihsel bir gerçek olduğu halde asla gündeme getirilmemiştir.Halbuki tarihte uzun yıllar sınır komşusu olan iki ülke sürekli çatışmalar,üstünlük sağlamaya yönelik saldırılar ve savaş'larla karşı karşıya gelmişlerdir.Bu savaş ve çatışmaların çoğunda, Çin,Avrupalı ve Türk tarihçilerin belirttiği üzere Türk'ler galip çıkmıştır.O dönemdeki savaşların insan gücüne dayalı olduğunu belirtmiştik,kılıç,kama,mızrak,kalkan,gürz, balyoz,zincir vb. silahlarla mücadele eden savaşçılar bu savaş aletlerini kullanmayı çok iyi bilmeleri gerekirken çoğu zaman silahsız mücadele etme zorunluluğu olduğundan silahsız yakın döğüşüde iyi bilmek durumundaydılar.

Bu iddialar ve gerçeklerden sonra şu soruyu düşünmemiz gerekir.Silahlı ve özelliklede silahsız yakın dövüş mücadelelerinin kendi topraklarında doğduğunu ve geliştiğini böylelikle yenilmez ordular ve savaşçıları olduğunu iddia eden Çinliler Türk'lerle yaptıkları sınır çatışmaları ve savaşlardan neden çoğunlukla mağlup çıkmışlardır.Türk Çin savaşlarının en yoğun olduğu dönem ise savaş sanatlarının Çin topraklarında zirveye çıktığı zaman dilimidir.Buna rağmen yenilmez ordular ve savaşçılar Türk ordularının hatta kabilelerinin karşısında neden mağlup olmuşlardır.İşte bu sorulara hiç bir Çinli Kung-fu tarihçisi cevap vermek istemez ve hiç bir Kung-fu kaynağında Türk'lerle olan mücadeleler geçmez.Halbuki çok güçlü ve yenilmez savaşçıların bu mücadelede yer alması gerekmeziydi veya yer aldılar da sürekli gelen yenilgiler ve başarısızlıklar tarihten gizlen dimi. Bu bölümün başlığını oluşturan Kung-fu'da Türk'lerin etkisi'ni dağa iyi anlayabilmemiz için Türk ve Çin milletlerinin tarihsel yapılanmaları,iki ülke arsındaki ilişkiler,kültür alış verişleri ve savaşları geçmişe kısa bir yolculuk yaparak incelememiz gerekmektedir.Bu yüzden konumuzun bundan sonrasını Çin ve Türk milletlerinin tarihsel gelişimlerini özetleyerek devam etmekte fayda görüyoruz.

ÇİN TARİHİNDE TÜRKLERİN YERİ


Çin tarihi en eski çağlar,eski Çin devletleri ve cumhuriyet devri olmak üzere üç bölüme ayrılır.En eski çağlar,M.Ö.1050 ve M.S.220 yıllarına dayanır.Bir çok tarihçi bu tarih kesitlerinde Çin'in gelişme devrelerindeki Türk'lerin etkisinden bahsetmişlerdir.Çin'in bu devrelerde şekilleşen kültürü ve çeşitli sanatlarınki bunlardan sadece bir kaçı olan vazoculuk,çömlekçilik,çizgili seramik türleri vb. sanatlarda mutlak surette başka medeniyetlerin etkisi olabileceği gibi özellikle Türk’lerinde derin etkileri vardır.Günümüzde eski medeniyetlerin aynası olan bu sanatların Orta Asya'nın taş devrine ait ilk insanlık sanatları olmasına rağmen, bu kültürel gelişmeyi Çin kendi nüfus yoğunluğuyla kendine mal etmeye çalışmıştır.

Çin arkeoloji tarihinde'de bir leke teşkil eden bu durumu zamanın büyük alimleri MÖSYÖ VİGNİER,RENE GROUSSET ve ünlü alim UMERAHA eserlerinde bahsederek tüm Dünya'yı bilgilendirmişlerdir.Bu durum kitabımızın ilk bölümünde bahsettiğimiz gibi,Çinlilerin gelişen her kültürel faaliyeti sahiplenmeye çalışmalarına iyi bir örnektir.Biz bu ve bunun gibi bir çok tarihsel örnekler olan realitelere fazla girmeden Kung-fu spor'unun en popüler olduğu dönemlerdeki Çin'in idari yapısını inceleyerek konumuza devam etmek istiyoruz.

Çin'in ikinci tarihi olarak bilinen M.S.200 ler, Çin'de krallık,derebeylik,mutlak diktatörlük ve imparatorluk devirleridir.M.Ö.249 kadar ayakta kalmayı başaran DOĞU, ÇOU devleti Çin'in manevi kültürünün en çok geliştiği ve inceldiği bir devir olmuştur.KONFÜÇYÜZ veya diğer adı ile KUNG-DZI ve LAOT-SE yada LAV-DZI ismiyle bilinen ünlü filozof ve düşünürler bu devirde yetişmiştir. Sülaleleri’nde hakim olduğu bu devirlerde yedi feodal beylikten en kuvvetlisi olan T-SİN beyliği diğer beylikleri yenerek,ilk defa Çin birliğini kurmayı başarmıştır.Çin ismi de efsaneye göre bu T-SİN kelimesinden meydana gelmiştir,ayrıca T-sin zaman içerisinde dinsel bir görüş olmuştur.M.Ö.206 dan M.S.220 yılları arasındaki dört yüz yıllık han sülalesi egemenliği zamanı sürekli Türk akınlarına ve savaşlarına rağmen Çin tarihinin altın devri yaşamıştır,Çünkü devlet GENTRY yani aydın memurların idare ettiği bir yönetim altındadır.M.S.220 de HAN sülalesinin yıkılmasından sonra 618 de T-ANG sülalesinin kurulmasına kadar geçen zaman birimi,denilebilir ki Çin'de Türk kavimlerinin egemenliği devridir.Bu tarihler ise Kung-fu ve savaş sanatlarının en popüler olduğu ve gelişimini en üst düzeye çıkardığı dönemdir.

KUNG-FU KUZEY STİLİ & TÜRK'LER


ÇA-OLUR,VEİ-HİYA ve LEANG devletler ide kuzey Çin'de Türk asıllı kimseler tarafından kurulmuş olan Çin devletleri olduğu da tarihi bir gerçektir.Üç sülale devri denilen bu devirde, sülaleler birbirleri ile daima boğuşurken,Hun'lularda yeniden kuvvetlenmiş ve Çin'in kuzey bölgelerini ele geçirmişlerdir.Çin böylece biri kuzey'de yabancı öteki güneyde yerli olmak üzere iki kültür bölgesine ayrılmıştır.Bu ayrılış Kung-fu stillerin in’de kuzey ve güney adıyla ikiye ayrılmasına sebep teşkil etmiştir.580 yılına kadar süren bu ayrılış sonucunda birbirinden farklı iki kültür meydana gelmiştir.Güneyde eski Çin gelenekleri ve Budizm'in hakimiyeti olduğu halde kuzeyde bir Türk kültürü olan Toba gelenekleri ve gök dini gelişmiştir Çin'in en büyük gelir kaynağı olan ipeğe garp bölgelerinde pazar bulmak için,Türk'lerle devamlı mücadele eden Çinliler,çatışma hatta zaman zaman savaşa dönüşen bu mücadelelerin çoğundan mağlup ayrılmışlardır.Türk'lerin üstün savaş kabiliyetleri karşısında sürekli ezilen Çinliler dağa sonra taktik değiştirerek çeşitli entrikalara baş vurmuşlar Türk kabilelerinin aralarına ajanlar sokarak kabile ve boy'ları birbirine düşürmek suretiyle Türk'lerin savaş güçlerini düşürmeye çalışmışlardır.Yine ordularını Türk usulüne göre yetiştirerek özellikle Hun silahları ile teçhiz ettikten sonradır ki ancak Türk'lerle başa çıkabilmişlerdir.

TÜRK TARİHİ & TÜRK'LERİN ÇİN TOPRAKLARINDAKİ ÜSTÜNLÜĞÜ


Türk'ler Dünya'nın en eski ve devamlı kavimlerinden biri olup,aşağı yukarı dört bin yıllık bir tarihe sahiptirler.Orta Asya'daki anayurttan başlayan sürekli göç hareketleri Türk'lerin aynı zamanda nüfusça kalabalık olduğunu da gösterir.Türk'ler bu nüfus çoğunluğu ve faal durumları dolayısıyla da Dünya tarihinde mühim rol oynamışlardır.M.Ö.1100 lerden itibaren kalabalık kütleler halinde Çin'in ŞİMAL-İ garbisindeki KON-SU ORDOS bozkırlarına doğru kaymaya devam etmişlerdir.Burada yaşayan halk Çin menşeli olup Moğollar ve Tibetlilerin tüm kültür taarruzuna rağmen ziraata dayanan LUNG-SHAN adlı eski bir kültürle yaşamlarına devam etmişler ancak Türk'lerin her yönden müdahaleleri ile Türk etkisinde oluşan farklı bir kültürü kabul etmişlerdir.

YANG-SHAO diye anılan ve bugünkü gerçek Çin kültürü nünde esasını teşkil eden bu yeni kültürün siyasi sahada belirtisi olan CHOU devleti M.Ö.1050 ve 247 tarihleri arasında var olmuş ve diğer gelişen Çin devletleri ve kültürlerine de yol göstermiş ve etkilemiştir.Türk'lerin diğer milletlerden ayrıcalıklı bir şekilde kendi kültürlerinin misyonerliğini başarılı bir şekilde yaptıkları reddedilmeyecek tarihsel bir gerçektir.Yine Çin kaynaklarında Hİ-UNG-NU adı ile gösterilen topluluğun çekirdeğini'de şüphesiz Hun Türk'leri oluşturmuştur.Diğer taraftan Hindistan'ın İNDUN-PENCAP havalesine doğru ilk Türk hareketinin M.Ö.1000 başlarına rastladığı tahmin edilmektedir.

Konumuzun bu noktasında Türk'lerin Çin toprakları üzerindeki hakimiyetini bize adeta tescil edici nitelikte olan Çin toprakları üzerinde kurulan bazı Türk devletlerini belirtmek istiyoruz. Bunlar,TABGAÇ,GÖKTÜRK HAKANLIĞI,UYGURLAR,KAN ÇOU UYGUR DEVLETİ, KIRGIZLAR, TÜRGİŞLER ve KARLUKLAR’ DIR.Türk kolları dağa genelde Çin topraklarında batı Çin ve doğu Türkistan'da yoğundur.Ayrıca Türk tarihinde rastlanan,Karahanlı hükümdarlarının kullandığı TOMGAÇ ve TAVGOÇ HAN unvanları Türk'lerin Çin'e hakimiyetini ifade eder,çünkü Çinlilerin TOPA diye telaffuz ettikleri Türk'lerin TABGAÇ boyu kısa zamanda gelişip Çin'in bir bölümünü ele geçirerek,Çin üzerinde uzun yıllar hakimiyet kurmuştur.Ancak zamanla Tabgaç devleti Budizm'den etkilenmiş , bu dinin etkisi ve diğer kültürel sebeplerle Türk'lerin savaşçı niteliği kaybolmuş ve zamanla bu devlet erimiştir.

479 yılında Tabgaç devletinin sınırları içerisinde yüzden fazla Budist tapınağı iki binden fazlada Budist rahip bulunmaktadır.Çin tarihindeki Türk'lerin etkisini ünlü Türk tarihçisi RIZA ÇAVDARLI ,İLK TÜRKLER adlı eserinde çok değişik ve ileri boyutlardaki ilginç iddialarıyla ele almıştır.1938 yılında yazılan bu eserde Rıza çavdarlı,Çin'e giren ilk ilkel dinlerin Türk'lerden geçtiğini ve ünlü düşünür Konfüçyüs'ün Türk topraklarında doğduğu ve Türk neslinden geldiğini iddia etmiş ve Budizm'inde Türk tesiri altında geliştiğini kendine göre delilleriyle açıklayarak,tarihsel boyutları incelenmesi gereken iddiaları ortaya atmıştır.Tarihsel realitedir ki Türk'ler Göktürk'lerden bu yana gerçek anlamda Çin'e hükmediyorlardı.Bu önemli dönem ise M.S.500 yıllara kadar uzanır.İşte bu tarih kesiti dövüş sanatlarının Çin'de en üst düzeyde çalışıldığı dönemlerdir.

Başta ülkemiz olmak üzere tüm Dünya kung-fu spor'unu Çin sinemasının çevirdiği teknolojik acıdan yetersiz fakat Çin tiyatrosunun estetik ve hareketli kültürünün beyazperdeye verdiği ilginçlikle tanımıştır. Bu filmlerin senaryoları genellikle yukarıda bahsettiğimiz Türk üstünlüğü ile geçen dönemlerde yaşanan efsaneleri ve hikayeleri konu almakta,var olduğuna inanılan yenilmez savaşçılar ve ustaların mücadeleleri anlatılmaktadır.Shaolın mabedi ve o mabedin dövüş ustası rahiplerinin kötülerle olan mücadelelerinde insan üstü güçlerini kullanarak galip gelmeleri genelde en fazla kullanılan konulardan biridir.Bunun gibi Çinli savaşçıların ve dövüş ustalarının olağan üstü güçleri bu filmler sayesinde tüm Dünya'ya Kung-fu ve Çin propagandası olarak izlettirilmiştir.

Günümüzde devletler tarafından özellikle spor'un kültürel bir misyonerlik aracı ve siyasi etkiyi arttırıcı araç olarak kullanıldığını düşünürsek Çin'in bu davranışını anlamamız dağa da kolaylaşır.Spor kültürel aktarımları sağlayan önemli bir unsurdur.O kültüre ait branşlar halka ait olan her şeyi içine alır adeta halkın içini gösterir,yaşayış düzenini alışkanlıkları kısaca tüm kültürü yansıtır.İşte bu filmlerin meydana gelmesindeki en önemli etken bu kültür satışıdır. Fakat ne gariptir ki Çin tarihi boyunca Türk'lerle sürekli devam ede gelen sert çatışmalar ve savaşlar bu filmlere asla konu edilmemiştir.Hiç bir Çin dövüş filminde bu konu ile en ince bir ayrıntıya dahi rastlanmaz.Halbuki o dönemlerde göğüs göğse yapılan mücadeleler , konusunu sadece savaş sanatlarıyla oluşturan bu filmler için önemli bir kaynaktır.Bize göre bu tarihsel gerçekleri gündeme getirmemenin sebebi, yukarıdaki satırlarda'da belirttiğimiz üzre Çin ve Türk milletleri arasında tarih boyunca gerçekleşen savaş ve çatışmalardan Türk'lerin çoğunlukla galip çıkmasıdır.Konumuzun bu noktasında bir düşüncemizi belirtmek istiyoruz.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız konularda,kendi milletimizi tek taraflı üstün göstermeye çalıştığımız veya milliyetçilik duygusallığıyla tarihte gelişen bir çok olguyu Türk'lere mal etmeye çalıştığımız anlaşılmamalıdır.Bu eserde konu olan Türk'lerle ilgili tarihsel gerçekler,tarih ansiklopedilerinden ve yabancı kaynaklardan derlenmiştir.Ayrıca Türk ırkını Çin ırkında üstün gösterme gibi bir niyetimizde asla yoktur,ancak sık sık karşıya gelen iki milletin yaptığı savaşlarda Türk'lerin üstünlüğü bir gerçektir.Çin seddinin yapılma amacı herkesçe bilinmektedir.Tüm bu iddiaların aksine amacımız Çinli tarihçilerin tek taraflı ve çifte standart yaparak yazdıklarına inandığımız Kung-fu tarihine değişik bir bakış açısı getirmek ve bunu tarihi,ilmi ve mantık ölçüleri içerisinde kanıtlamaktır.

Bize göre Çin haksız bir şekilde Kung-fu spor'unu tek başına sahiplenmiş ve bu sistemin gelişimindeki Türk ve Hint unsurlarını sadece göz ardı etmekle kalmamış, hiç bir yazılı kaynakta dahi tarihsel bir gerçek oldukları halde bu iki unsurdan hiç bahsetmemiştir.Türk'ler gibi Hintlilerde aynı çifte standarda uğramışlardır.Hint dövüş sanatları tarihinde çok eski zaman birimlerine uzanan KALARİPAYT isimli bir dövüş sisteminin zamanla HİNT KENPO’ SU adını aldığı ve bu sistemin yine Hintli rahip Bodhidharma ile Çin'e geldiği ve yine bu rahip sayesinde Çin Budist mabetlerinde ilkel bir biçimde çalışılan Çin Kung-fu'su ile birleşip ilk sistemli Kung-fu'nun ortaya çıktığını düşünürsek Kung-fu tarihindeki Hint etkisini de görmüş oluruz.Çin'in en önemli avantajı hatta başarısı bu sanatları kendi toprakları üzerinde siste matize etmesidir.Bu sebepten dolayıdır ki Kung-fu'ya sahiplenme hakkını kendilerinde bulmuşlardır.

Bilinen gerçektir ki hemen hemen her uygarlığın tarih süreci içerisinde kendi kültürüne bağlı olarak geliştirdiği bir dövüş sanatı vardır.Örneğin beş bin yıllık bir mısır mezarında dövüş ve savunma hareketlerini içeren taş resimler bulunmuştur.Yine geçmişi M.Ö.2000 ila 3000 yıllara kadar uzanan iki Babil eserinde bugünkü modern savunma sanatlarının tekniklerine benzer resimlere rastlanmıştır.Çin'de kendi kültürü ile muhakkak ki bir dövüş sanatı geliştirmiştir bunun adıda Kung-fu'dur.Ancak bizim itirazımızı oluşturan temel nokta bu sporun gerek ilk temelleştiği noktada gerekse dağa sonraki yıllardaki gelişiminde büyük etkisi olan Türk'lerden hiç bir surette bahsedilmemesidir. Maalesef bu konuda'da elimizde yeteri kadar bilgi ve kaynak yoktur.Bu tarihsel belgeleri Çinli tarihçilerin yazdıklarını düşünürsek buda normaldir.Elinizdeki eserde bu zor şartlar altında yazılmaya çalışılmıştır.Ancak bir ilke imza atarak Do spor'larının tarihi ile ilgilenen Türk spor'cuları için çok uzun geçmiş tarihlere uzanan atalarımızın hakkını verme açısından bir başlangıç olacaktır inşallah.

Türk ırkının sadece Çinlilere değil karşı karşıya geldiği çeşitli milletlerin ordularında genel bir üstünlük sağlamıştır.Savaşlarda dayanılmaz gücü olan Türk'lerin bu özelliği nereden gelmektedir,bu sorunun cevabını Çin,Bizans,Rus,Süryani ve Türk kaynaklarda yaptığımız incelemeyle bulmaya çalıştık. Bu konudada özet olarak bahsedip tüm Dünya milletlerinin kabul ettiği Türk'lerin üstün savaş güçünün sırrını ortaya çıkarmaya ve bu sayede Çin üzerindeki etkisi iddialarımızı daha sağlam temellere oturtmaya çalışacağız.

TÜRK SAVAŞÇILARININ YETİŞMESİ


Yabancı tarihçiler Türk'lerden önceki kavimlerin atlı muharebe usullerini pek bilmediklerini iddia etmişlerdir.Bununla birlikte Türk'ler hakkında aşağıda okuyacağınız satırlar gibi bir çok tarihsel gerçekleri birazda överek anlatmışlardır.Yine bir çok tarihçi HUN'luların Türk boylarında olup olmadıklarını tartışmışlardır.Ortaya çok değişik görüşler atılmış,fakat Hun'luların bir Türk'lerin Oğuz boyundan meydana gelen bir kabile olduğu kanısı ağır basmış ve bir çok tarihçi Hun'lulardan Türk diye bahsetmişlerdir.Geleceğin oklu Hun ve Türk savaşçıları dağa çocuk denecek yaşta talimlere başlıyor,koyun sırtında biniciliği deniyor,sonra sincap,gelincik ve kuşlara sonra tilkilere ve tavşanlara ok atarak atıcılığa alışıyor,büyüdüğü zamanda mükemmel bir atlı muharip oluyordu.Henüz ayakta durabilecek bir Türk çocuğunun yanında eyerlenmiş bir at hazır bulunurdu.

Türk'ler at sırtında yerler, içerler,alış veriş yaparlar, sohbet ederler ve uyurlardı,Yine Türk'ler at üstünde ölmeyi şeref sayarlar,hastalanarak ölmek tende utanç duyarlardı.At başka bir kavmi yalnızca taşıdığı halde,atın sırtı Türk'lerin ikametgahı idi.Eski Türk'lerde fertler savaşçılık ve mücadele sahasında şahsiyetlerini bulurlar ve gösterecekleri kahramanlık ölçüsünde cemiyette yerlerini alırlardı.Kadınlarda aynı şekilde yetişmiş olup çok kere erkeklerle birlikte savaşa katılırlardı.Türk'ler komşularına nazaran nüfus bakımından mukayese edilemeyecek kadar az insan güçüne sahip olmalarına rağmen,Asya'nın en güçlü ordusuna sahip olmuşlardır.Buda teşkilatçı ve düzenli askeri birlik bulundurmalarından kaynaklanıyordu.

Ordularının en büyük başarısı süratleriydi.Çevik Türk atlı birlikleri düşmanı ani baskınlarla kısa zamanda imha ediyorlardı.İlk vuruşta imha etmezse,süratle geri çekilir,düşmanı peşine takarak geniş Türk topraklarına çekip yorup aniden sıkıştırıp imha ederdi.Türk boylarında yeni yetişen bir gencin isim dahi alabilmesi önemli ve zor şartlara bağlıydı.Çok vahşi bir hayvanı avlaması veya bir kahramanlık göstermesi gerekirdi.Tüm bunlardan hariç çok iyi at binmesi,ok atması,hayvanlarla ve insanlarla göğüs göğse mücadele etmesi,güreşi ve tekmeli yumruklu savaşmayı vb. bir çok meziyeti üzerinde taşıması gerekmekteydi.Yine yabancı kaynaklarda belirtildiği üzere Türk halkına sürekli başarılar sağlayan ve aynı zamanda savaş hazırlığı vasfında'da olan daimi spor hareketleri idi.Ata binmek ok atmak karşılıklı dövüşmek herkesin günlük meşgalesi idi.Cirit,gülle atma,güreş,yırtıcı kuşları avlama vb. mücadele azmini kuvvetlendirici çalışmalara kadınlarda katılır ve bugünkü modern futbol,golf ve polo'ya benzer top oyunlarını sık sık oynarlardı.

Özellikle bugünkü ismi ile Polo çok eski bir Türk spor'u olduğunu bir çok tarihçi kanıtlamıştır.Bu spor'un orijinal isminin ÇEVGAN olduğu ve İngilizlerin Hindistan'da, Timur oğullarından bu spor'u görüp,alarak bütün batıya ve dünyaya yaydıkları bir realitedir.Ünlü Türk gezgini Evliya çelebide eserlerinde ,Bitlis’te Şeref han camii yanındaki Çevgan meydanında haftada bir gün sürekli bu oyunun oynandığınından bahsederek Türk'lerin yakın zamanlara kadar bu eski spor geleneğini sürdürdüklerinden bahsetmiştir.Yine Atalarımızın ilk denedikleri ve sürekli yaptıkları spor şekillilerinin temelini kuvvet denemesi ve bugünkü modern güreşe benzer,ABA GÜREŞİ olduğu bilinmektedir.

Yine Türk kültüründen kaynaklanan ATLI SPORLAR,ATICILIK,ÇİRİT,MATRAK,ÇÖGEN, GÖKBÜRÜ,TEPÜK,,KILIÇ ,KARAKUCAK,YAĞLI GÜREŞ,KIRIM , ŞALVAR vb. gibi sporlar dağa çok savaşa hazırlık ve fizik gücü geliştirme ve gelenekleri sürdürme amacıyla Orta Asya Türkülüğünden Selçuklulara,Osmanlılara ve Türkiye Cumhuriyetine kadar bir sosyal miras olarak yaşatılmış ve korunmuştur.620 yıllık bir geleneği sürdürmek için Edirne de her yıl yapılan Kırk pınar güreşleri bu konuda tipik bir örnektir.Türk’ün Rumeli’ye geçişinide belgeleyen tarihi bir olaydır.Tüm bu tarihi gerçeklerin sonucunda bir çok spor tarihçisi savaş sanatlarından türeyen mücadele spor'larının bir çoğunun temelini Orta Asya'daki Türk'ler tarafından atıldığını iddia ederler. Bu tarihçilerin içerisinde bir çok Avrupalı bulunduğu gibi Japon ve doğu kökenli tarihçilere de rastlamak mümkündür.

HUN BOKSU


Batı'da Çinlileri doğuda Romalıları dize getiren Türk kavminin atalarından olan Hun Türk'leri en az bugünkü çağdaş mücadele spor'ları kadar,o zamanın şartlarına göre müthiş bir dövüş sanatına sahiptiler.Bu noktada bir değerlendirme yaparsak hayli ilginç sonuçların karşımıza çıktığını görürüz.Örnek olarak Kung-fu tarihinde bahsi geçen M.S. ilk yüzyıllardaki Çinli efsanevi savaşçılar, yenilmez kahramanlar,şanlı ve şerefli ordular adlarını yavaş yavaş tarih sahnesine yazdırırken,Türk boylarının yetiştirdiği savaşçılar,her türlü savaş silahlarını mükemmel bir şekilde kullanıyor,yakın boğuşmayı ve silahsız mücadele etme yöntemlerini başarıyla uyguluyorlardı.Özellikle Hun Türk'lerinin geliştirdiği Hun boksu adlı savaş tekniği ve silahsız mücadele sanatı o dönemde dahi efsane haline gelmişti.Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi Çin savaş sanatlarının geliştiği dönemlerde Türk savaş sanatları altın çağını yaşıyordu.Türk'lerle sürekli çatışma içerisinde olan Çinlilerin Türk'lerin bu savaş sanatlarından etkilenmemesi ve kendi sanatlarına aktarmalar yapmaması imkansız gibi gözükmektedir.Ayrıca geçmiş satırlarda'da belirttiğimiz gibi Çinliler sürekli mağlup oldukları Türk'lerin askeri ve savaş teknikleri, disiplinlerini kopyalayıp uyguladıktan sonra Türk'lerle başa çıkabildikleri de bir gerçektir.

Hun'luların bulup geliştirdiği ve diğer Türk boylarının da kullandığı bu mükemmel savaş sanatı hakkında ne yazık ki günümüzde kaynak niteliğinde bilgi yok denecek kadar azdır.Bunun yanı sıra Türk boylarının kendine özgü geliştirdikleri ve zamanla adları tarihin derinliklerine gömülüp kaybolan bir çok özel sistemler vardır.Bunların biriside KOBOS denilen ve Türk'lerin savaşlarda kullandığı yakın dövüş şeklidir.Çinli savaş sanatları tarihçileri de kasıtlı olarak Türk'lere mal edilmesi kaygısıyla bir zamanlar kendilerinin de yararlandıkları bu sanatlardan hiç bahsetmemişlerdir.Buna rağmen bir çok Avrupalı tarihçi yaptıkları araştırmalarda,Hun boksunu ve diğer özel stilleri kabul etmişler ve bir çok tarihsel kalıntılardaki özellikle Hun boksu ile ilgili gravürlerin varlığını kabullenerek eserlerinde yer vermişlerdir.Hun'lulların çocuklarına ilk öğrettikleri oyun olan Hun boksu yıllar süren ağır çalışmalarla Hun'lu çocuklara öğretilir ve sonunda korkunç bir savaş gücüne sahip savaşçılar yetişirdi.Günümüzde özellikle Avrupa'da popüler olarak çalışılan bir Kung-fu sistemi olan HUN-GARY stilinin gerek isim olarak gerekse teknik yapılanmasında Hun Türk'lerinin önemli etkisi olduğu iddia edilmektedir.Ne yazık ki bu tip iddialar hep birer varsayım olarak olarak günümüze kadar gelmiştir.Belge niteliğini taşıyacak çok az kaynak vardır.Çinli kaynaklar ise bu sanatları kendi nüfusları altına alabilmek için, Çinli olmayan hiç bir sanata yer vermemişlerdir.

TÜRK ETKİLERİ


Kitabımızın bu noktasına kadar Çin ve Türk tarihlerinin birbiri ile ne kadar ilintili olduğunu iki millet arasında kültür,sanat,sosyal düzen,savaş sanatları vb. bir çok konuda ister istemez alış veriş yaptıklarını ve bu yüzdende birbirlerinden etkilenmelerinin doğal olabileceğini kanıtlamaya çalıştık.Bundan amacımız elimizdeki bir çok varsayımı Tarihsel ve mantıksal gerçeklerle bağdaştırmaktır.Şimdi bu etkilenmelere bir iki tane örnek vererek konumuza devam etmek istiyoruz.

T-SİN adlı dinsel etkiden meydana gelmiş on iki seneye çağ denilen bir Türk takvim türü vardır.Bu takvim türü on iki hayvan'ın isimleriyle ifade edilir.Yine bu isimlerin Kung-fu'da bilinen hayvan teknikleri ile benzerliğinin olması önemli bir rastlantıdır.Tavuk,At,Tavşan,Öküz,Domuz.Maymun,Yılan,Sıçan,İt, Pars, Koyun ve timsah isminden oluşan bu takvimi Çin'e,Tibet'e,Hindi Çin'e,Mançuri'lere ve Moğollara sokan ünlü Ortadoğu ve Avrupa tarihçisi EDORİAL CHAVANNES'e göre Türk'lerdir.Bu durum sadece Asya'da geçerli değildir.Nitekim bu günkü Macarlar kendilerine ve ülkelerine MAGYAR derler.Halbuki Avrupalıların onlar için söyledikleri HUN-GARY veya HONGRİE gibi kelimeler Türk'lerin Oğuz’lardan türemiş bir boy olan ONGUR boyunun ismi olan bu kelimeden türemiştir.Ongur kelimesinin Hun Türk'lerini ifade ettiği varsayılmaktadır.

Hun'lularında doğu topraklarında başlayarak Avrupa'ya kadar yayıldığı ve uzunca bir müddet özellikle Macar topraklarını hakimiyeti altına aldığı bilinmektedir. Buna benzer etkilenmeleri dövüş sanatlarında'da görmemiz mümkündür.Dağa önce satırlarımızda belirttiğimiz Hun-gary sisteminden doğan ve bugünkü modern Wu shu dahil olmak üzere hemen hemen her Kung-fu stilinde çalışılan ve genel ismi ile süvari duruşu veya mahbo diye bilinen duruş şeklinin At'larla ayrı düşünülmeyen ve At üstünde savaşan savaşçı anlamına gelen bir Türk yapılanması olduğu reddedilmeyecek bir gerçektir.

Başka bir örnekte günümüzün Wu shu sistemi, modernize ettiği SANSHOU veya SANDA ismi ile anılan müsabaka sisteminin temelini Çin'in geleneksel olarak uygulanan ve sonu genellikle ölümle sonuçlanan LEİ TAİ isimli dövüş sanatından oluşturmuşlardır.Bu sistemde en önemli yer tutan günümüz ismi ile Güreş veyahut Judo diye bilinen tekniklerin Yüzyıllar önce Türk boylarının geliştirdiği Aba güreşine ve Hun Boks'unun yakın dövüş tekniklerine çok benzediği hatta bu sistemlerden etkilenerek temellerinin oluşabileceği varsayımı önemle dikkate alınmalıdır.

Bu konuya bağlı olarak ülkemizde özellikle Judo branşında isim yapmış biri olan SN. İBRAHİM ÖZTEK'in Judo'nun menşei isimli eserinden bir bölümü size aktarmak istiyorum.sn. İbrahim öztek şöyle diyor.'' Bugünkü Judo Orta Asya'da doğmuş çok eski bir Türk spor'u olup,Japon'lar tarafından stilize edilerek,bu günkü modern ve teknik şahsiyetini kazanmıştır Bugünkü manada,en başlıca eğlence şenliklerini süsleyen,Orta Asya Türk'ünün birbirini tutarak kucaklayarak,yere atıp pes ettirerek,yaptığı o spor çekirdeğinden doğup,insan gücünü temsil eden spor'lar haline gelmişlerdir.Bu güç, teknik kabiliyetle daha da kuvvetlenmiştir.Judo'nun özünü bu gün Türkmen'ler arasında kendine has bir şekilde görmekte ve Aba güreşi dedikleri bu spor'la Judo arasında rahatlıkla rabıta kurulabilmektedir.''

Yukarıdaki satırlarda geçen iddialar,bizim tezimizi doğrulamaktadır.İddiamız gayet mantıksal ve bilimsel verilerin kabul ettiği bir olgudur.Günümüzde Amerika kıtasında yaşayan Kızılderili diye tabir edilen topluluğun Türk'ler ile aralarında olan akrabalık bağları ve Kızılderili'lerin Türk olabileceği ilim adamlarınca kanıtlanmaya çalışılmaktadır.Bizim iddiamız ise Amerika kadar uzak olmayan Çin'in gelişme devrelerinde bir çok konuda olduğu gibi dövüş sanatlarını da Türk'lerden etkilenerek sistemleştirdiğidir.Ancak önemle şunu ifade etmek istiyorum.Bizim bu iddialarımız yanlış anlaşılmamalıdır.

Bizim Kung-fu'yu Türkler icat etti diye bir iddiamız asla yoktur.Böyle bir idda'dada bulunmamız gülünç olur.Bize göre Kung-fu sistemleştiği dönemlerde,Türk milletinin kendine has savaş sanatları bu sistemleşmenin önemli bir kaynağı ve temeli olmuştur.Nasıl ki Kung-fu Japon Karate’sine ve Kore Taekwon-do'suna etki yapmışsa Türk savaş sanatları da Kung-fu'nun gelişimine etki yapmıştır.Çinli tarihçilerin bu konuya taraflı bakmalarından ve maalesef bizim tarihçilerimizin bu konu ile hiç ilgilenmemelerinden dolayı bu iddialarımız hakkında elimizde yeterince belge ve kaynak yoktur.Ancak biz Kung-fu sporundaki Türk ve Hint etkilerinin mutlak suretle araştırılmasını ve gündeme getirilmesini arzuluyoruz.Bu eserimizle de buna bir başlangıç yapmış olduğumuza inanıyoruz.

Yine ülkemizde Do spor'ları ile ilgilenen tüm antrenörlere çağrı yapmak istiyoruz.Lütfen bu konuyu her ortamda gündeme getirin öğrencilerinize ve çevrenize bu gerçekleri anlatın,spor kamuoyuna yazdığınız yazılarda ve açıklamalarda bu iddialara yer verin böylece bu konuyu sürekli gündemde tutarak Do spor severleri bilgilendirelim ve dağa ciddi ve bilimsel araştırmaların yapılması için var güçümüzle çalışalım.Yine bu konu ile ilgili elinde bilgi,belge veya fikir ve düşüncesi olan tüm spor'cular ve spor severlerin mutlaka bizimle irtibata gecmesini istiyoruz.Bu konuda gerekiyorsa büyük bir konsensüs oluşturarak bu iddialarımızı yurt genelinde ve uluslar arası arenada gündeme getirerek gerçekleri haykırmalıyız.Bize göre bu güzel spor'un gelişmesinde ve temelinde Atalarımızın payı ve etkisi olması her Türk gibi bizi de gururlandırmakta ve övünç kaynağı olmaktadır.



Bu Yazı 22428 defa okunmuştur.
 
 
YAZ | OKU - BİZE ÖZEL YAZIN
Sporu ve Olimpiyatları iğrenç siyasi oyunlarınıza alet etmeyin.
Pekin'de 2008 yıllında gerçekleştirilen olimpiyat oyunlarına 68 sporcuyla katılan Türkiye, Londra'da bu sayıyı 114'e taşıdı, ayrıca Paralimpik oyunlarda 67 sporcu ile toplam 181 kişilik katılım sağlayarak tarihinin en yüksek rakamına ulaştı. Oyunlarda mücadele edecek 204 ülke arasında, sporcu sayısını yüzde 67 arttıran Türkiye, bu alanda en büyük artışı sağlayan 8. ülke oldu.
Devamı :::
Ayhan Kısrure Kim ?

Türkiye de en genç 5 dan sifu(usta) derecesine ulaşan, Tv Programları, Spikerlik, yazarlık yapan Kısrure kimdir. Çalıştığı ve ustalık derecesine ulaştığı bir çok Do branşlarından, kurduğu Sangu-chi sistemi ve hakkındaki tüm detaylar

tıklayınız
Gelmiş Geçmiş En İyi Boksör Hangisi?

 Evander Holyfield   41%
 George Foreman   0%
 Jack Dempsey   0%
 Joe Frazier    0%
 Joe Lois   0%
 Larry Holmes   0%
 MikeTyson   6%
 Muhammed Ali Clay   46%
 Oscar De La Hoya   0%
 Rocky Marciona   2%
 Vitali Klitschko   0%
 Wladimir Klitschko   0%

Bu ankete 1412 kişi katıldı

 
 
www.gsgm.gov.tr
www.beyazkusak.com
www.hapkido.org.tr
www.istanbulboks.org
www.twf.gov.tr

Listenin Tamamını Görmek İçin Tıklayınız