Türkiye'nin ilk,tek ve en büyük Türkçe mücadele sporları haber ve portal sitesi www.turkdosport.com
ÜYE OL
133687 - SAVAŞ VE SAVUNMA SANTLARI EĞİTİM CD LERİ.
60086 - Boks.
58322 - BRUCE LEE ve JEET KUNE DO Hakkında sizin yorumlarınız.
48885 - Vücut Geliştirme ve Üniversite sporları.
36311 - Ayhan KISRURE KİM ?
Sizin Fotoğraflarınız

Spor içerikli fotoğraflarınızı ve konusunu anlatan yazı ile bize gönderin yayınlayalım

» Yüklü Fotoğraflar
   » EFSANENİN RESİMLERİ
   » YAZILARINIZ ve YORUMLARINIZ
 
   » BRUCE LEE KİMDİR ?
   Yeri doldurulamayan efsane
   dövüşçü Bruce lee ve sistemi jet kune do ile    ilgili tüm detaylar

Türkiye’nin ilk,en büyük ve tek Mücadele sporları Türkçe portal sitesi www.turkdosport.com tüm Türk sporcularının hizmetinde.

Ülkemizde Mücadele sporları ile ilgili Web ortamında yeterli derecede kaynak bulunamayan ve gerçek bilgilerin çok az olduğu bu dönemde sizlerle on seneden bu yana hizmet etmenin mutluluğunu yaşıyoruz.
Sifu:Ayhan KISRURE

kung-fu
wu shu

karate-do
taekwon-do
Sayokan
Sanguc-hi
aikido
judo
capoeira
jeet kune do
Ji jutsu
ninjutsu

ninja
samuraylar
boks
güreş
sumo

hapkido
kıck boks
muay thai

thai boks
thai kıck boks
savate
ashihara
kyokushin
jiu jitsu
kendo
thai chi
k-1
A1 world combat
super league
jackie chan
shaolin
wing tzun
WT
bruce lee
jet li

jacki chan

tony ja

 
 
Budizm,Zen ve Tao.
Paylaş :


Yayın tarihi:Mart 2009
NOT:Aşağıdaki tüm bilgiler,hocamız Ayhan Kısrure'nin,uzun yıllardan bu yana hazırlamaya çalıştığı Do spo'ları ile ilgili kitap çalışmasından alınmıştır.Bu bilgiler izinsiz kullanılamaz ve tüm hakları www.turkdosport.com.a aittir.



BUDİZM
Kung-fu ve tüm do spor branşlarını tam manası ile anlayabilmenin yolu,bu sistemin mistizm haline gelen felsefesini öğrenmekten geçmektedir.Kung-fu ve do spor'ları felsefesi bahis olunca ilk akla gelen bu sistemin Budizm ile olan rabıtasıdır.Kung-fu ve Budizm'i ayrı düşünmek olanaksızdır.Dahada ileri giderek Kung-fu'nun,Budizm'in kolu olan bir mezhep şeklidir diye idda edilebilir.Budizm'i tanımadan Kung-fu spor'unu ele almamız bugüne kadar yazılan yanlış tarihçelere ve aynı oranda yanlış anlamalara örnek teşkil etmekten başka bir işe yaramaz.Bu sebebtendirki Budizm konusunu kitbımızın ilk bölümüne önemine binayen koymuş bulunmaktayız.

Çok geniş bir yelpazeye dağılan bu güzel sistemi,haftanın belirli gün ve saatlerinde yapılan antremanlarla öğrenmek ve anlamak imkansızdır.Fiziksel olarak yapılan antremanların yanısıra,öncelikle antrenörlerin ve diğer tüm Kung-fu spor'cularının çalışmış oldukları sistemin var olmasını sağlayan öğeleri ve öğeleri oluşturan unsurları mutlak süretle incelemeleri ve öğrenmeleri gerekmektedir.Bu süretle belki bilinsizce çalışılan sistemin ,tarihini,felsefesini ve teknik yapılanmasını bilerek çalışmak harcanan emeğin ve güçün geleçekte başarıya dönüşmesini kolaylaştıracaktır.Budizm'in Kung-fu ile olan bağlantısına geçmeden önce Budizm dinini ve bu dinin başlangıç noktasını oluşturup dinin yayılmasını sağlayan Buda'yı incelememiz gerekmektedir

BUDA & BUDİZM
Budizm kısaca,Buda'nın milattan önce altıncı yüzyılda,Hindistan'da kurdığu din ve felsefe sistemidir.Budizm kelimesi batı dillerinde,Buda'nın kurduğu dinin adı olarak kullanılmaktadır.Asya'da Budist'lerin yaşadığı ülkelerde bu din BUDA -SASANA yani Buda şakirdliği,Buda'ya inanan ve onun yolunda gidenler ve Buda disiplinini yaşayanlar diye adlandırılır..M.Ö.6 yüzylda Hindistan'nın kuzey doğusunda doğan Budizm veya diğer anılan ismi ile BRAHMAN yada BUDHİZM şekilçiliğe ve kast sistemine karşı çıkan,soyut metafizik tartışmaları bir yana bırakarak,duyguları dizginleme,ahlaken temizlenme,insanları eşit görme,insanlara ve diğer canlılara sevgi ve şefkat duyma gibi ilkelere dayanan bir din şeklidir. Budizm'i kuran kişi olarak idda edilen Buda'nın doğumu ve yaşamı zaman içerisinde,öylesine olağan dışı simgesel motifler ve hurafelerle süslendilmiş ve kaynağı tam belli olmayan mistik hikayelerle bir efsane haline getirilmiştir.Bu nedenle Buda'nın yaşamı hakkında gerçek bilgileri verebilen çok az kaynak vardır.Yine Buda ile ilgili yazılan eser veya makalelerin bir çoğu gerçek ile alakası olamayan hurafelerle doludur.Bu açıdan Buda ve Kung-fu'nun tarihi aynı makus kaderi paylaşmaktadır. Kitabımızın bu bölümünde biz Buda'nın yaşam öyküsünü resmi kaynaklardan gerçeğe en yakın olabileçek şekilde derlemeye çalıştık.

BUDA'NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ
Buda'nın Hindistan'ın kuzey doğusunda Nepal sınırlarında,ŞAKYA krallığının başkenti Kapilavastu yakınlarında LUMBİNİ koruluğunda M.Ö.563'te doğduğu ve seksen yaşında'da KUSİNARA'da öldüğü bilinmektedir.Buda'nın asıl adı SIDDHARTA GOTAMA'dır.Fakat ismi hep ''aydınlanan uyanan''anlamında'daki Buda veyahut bazı kaynaklarda yazıldığı gibi BUDDHA diye anılmıştır.Bu lakap ona gerçeği bulduğu ve aydınlandığı için verilmiştir.Şimdiki Nepal'in bulunduğu bölgedeki Şakya kabilesinin kralı SUDDHUDANA'nın oğlu olarak doğan prens GOTAMA,saray eğlenceleri içinde mutlu bir yaşam geçirmiş,on altı yaşında güzel kuzeni YOSADHARA ile evlenmiş,yirmi dokuz yaşına kadar sarayın dışındaki yaşamdan,halkın çektiklerinden habersiz,bolluk ve bereket içinde yaşamını sürdürmüş,birgün sarayın dışında bir gezinti yapana kadarda bu böyle devam etmiştir.

Gerçek hayatın sarayınkinden farklı olduğunu anlayınca kendisi ile bir ikileme düşmüştür.Ancak o sıralar karşısına çıkan bir keşişin acılar karşısında ruh süküneti yitirmeyen hali ve buna benzer farklılıklarını görünce o keşişten çok etkilenmiş ve kendisine gelen bir cezbeyle aniden karısını ve oğlunu terkderek tam altı yıl süreyle saraydaki yaşantısının tam zıddı,ağır bir zühd hayatı geçirmiştir.Ancak geçen bu altı yılın sonunda bu türlü bir yaşantının insanı gerçeğe ulaştıramayacağını anlamış,gezgin bir keşiş olarak yaşadığı bu dönemden sonra,insan hayatının ne çok zevkle nede çok zühd'le geçmemesi gerektiğine inanmış,orta yolu seçerek yaşamına devam kararı vermiştir.Bundan sonraki hayatında hep iyiliği ve doğruluğu savunmuş,insanlar için yararlı felsefeler geliştirmiş ve zamanla ismi tüm Hindistan'a yayılarak binlerce inanırı ve destekçisi olmuştur.Hindistan sınırlarınıda gönüllü müridleri sayesinde aşan Buda'nın öğretileri kısa zamanda tüm uzakdoğu ve dünya'nın çeşitli ülkelerinede yayılarak popüler bir din haline gelmiştir.

NİRVANA ( AYDINLANMA )
Elimizdeki kaynaklar Nirvanın veya aydınlanma denilen hadisenin metafizik boyutunu ve nasıl bir şekilde gerçekleştiğini tam anlamıyla açıklayamamışlardır.Budist'lerin bu olayı Tanrı'dan Buda'ya verilen ve onun aracılığı ile diğer Budist'lere ve içinde bir çok ikram bulunan bir hediye olarak kabul ederler.Aydınlanmayı tarif etme olasılığı yok gibi görünür,Ancak zaman boyutunun dışında bir anda,ansızın bir şimşek hızıyla,algılar ötesi bir aşkınlıkla ulaşılabilecek bir meziyet olarak tarif edilir. Budist'lerin büyük çoğunluğu ya bu yaşamda yada kişisel bir genedoğuma inandıkları gibi,bundan sonraki yaşamlarının birindede uyanıp aydınlanmaya umut bağlamışlardır.İlk aydınlanmayı yaşayan ve bunun gelenek haline gelmesini sağlayan SİDDİHARTA GOTAMA yani kısa adı ile Buda'nın nasıl ve ne şekilde aydınlığa ulaştığını Budist'ler yazılı kaynaklarda şöyle tarif ederler.

'' Bir gece iyice karnını doyuran Gotama NERANJARA nehri kıyısında şimdiki GARYA'da BODHİ veya BO ağacı denilen bir tür incir ( Hint inciri olabilir) ağacının altına oturur.Derin düşünce ve kendi ruhunu arama halinde iken aniden aydınlanmaya erişmiştir.'' Görüldüğü üzere aydınlanma hakkında tam açıklayıcı veriler yoktur.Ancak Budist'lerin bu inanışı seçtikten ve uzun süren ruh eğitimlerini tamamlayıp belli devrelerden geçtikten sonra kişiye özel bir ruh hali ile tarif edilemeyen bir metafizik gelişmeyle kendi tanımlamalarıyla aydılığa ulaşmaktadırlar.

BUDİZM İLE İLGİLİ KUTSAL KİTAP & YAZITLAR
Budizm ve Buda üzerine Dünya din uzmanları çok değişik fikirler üretmişlerdir.Kimisi bu dini ve kurucusunu batıl görürken.kimi ilim adamlarıda diğer hak dinler gibi bu dininde hak din olduğunu ve Buda'nın gerçek bir peygamber olduğunu idda etmişlerdir.Budizm ile ilgili ,Budist inanırlarının ellerindeki kutsal yazıtlar iki bölümde toplanılabilir. Birinci bölüm güney Budizm'i diye adlandırılan,Seylan,Burma,Kamboçya ve Tayland!a yaygın olan THERAVADA veya SAKYA MUNİ diye adlandırılan yazıtlardır.Bu yazıtlar Buda'nın ana dili olan PALİ dilinde yazılmış kutsal yazıtları bir araya getiren Pali derlemeleri denir.Dünya'daki genel ismi ise PALİ CANON'dur. İkinci bölüm ise Sanskrit,Tibet ve Çin derlemelerinden oluşan Kuzey okulu derlemesi veya MAHAYANA diye adlandırılan yazıtlardır.Bununda genel ismi CANON OF THE MAHAYANA'DIR.

Tespit edebildiğimiz kadarıyla Budizm ile ilgili Kutsal kitap ve yazıtlar bununla sınırlıdır.Din alimleri eldeki bu verilere göre Budizm hakkında tartışmalar yaparken bu görüş ve fikir sofrasına İslam alimleride katılmışlardır.Budizm'in hak din olup olmadığı konusunda ilginç fikir ve tezler ortaya koyan İslam alimleri ve kaynaklarının bu konudaki görüşlerini sizlere sunmak istiyoruz.

İSLAM'IN BUDİZM'E BAKIŞ AÇISI
İslamiyet ortaya çıktığında Budizm Dünyanın önemli büyük Din'lerinden biri durumundadır.İki ayrı dine mensup olan Müslüman'lar ve Budist'lerin aralarındaki ilişkilerin çok az olması,dillerinin farklılığı, Çin lisanının zor telaffuzu ve öğrenme güçlüğüdür.Bu sebeb İslam tarihçilerinin bu din ve tabileri hakkında az bilgilenmelerine neden olmuştur.

İslamın kutsal kitabı Kuranı kerim ve en önemli kaynağı durumundaki Hadisi şeriflerde'de Budizm ve Buda hakkında doğrudan bilgi yoktur.Fakat buna rağmen bazı İslam tarihçisi yazarlar,Budizm'i bir hak din Buda'nında hak Peygamber olabileceği varsayımları üzerinde durmuşlar ve bu konu ile ilgili ilginç tezler ortaya koymuşlardır.Bu iddaların bir kaçını siz değerli okurlarımıza sunmak istiyoruz.

Kuranı kerimde adı zikredilen Peygamber,ZÜLKİFL'den maksadın Buda olduğu ileri sürülmüştür.Bu görüşe göre KİFL Buda'nın doğum yeri olan KAPİLAVASTU'nun arapçalaşmış şeklidir.ZÜLKİFL ise genel anlamıyla KAPİLAVASTU demektir.Yine KİFL'in anlamının besin veya gıda olduğu,Buda'nın babasının adınında temiz ve besleyici anlamına gelen SUDDHUDANA olduğudur.
Başka bir iddaya göre Kuranı kerimde Tin süresinde zikredilen incir ağacının,Buda'nın altında Nirvana'ya ulaştığı yabani incir ağacı Bodhi olduğudur.

İşte bu ve buna benzer iddalardan sonra Buda'nın bir Peygamber olabileceği ihtimali ortaya çıkmaktadır.Ancak bunun gerçeklilik payı nedir ne değildir bu konuda yorum yapmaktan kaçınmak istiyoruz, bu iddaları ve tartışmaları Tarih bilimciler ve Din alimlerine bırakarak Budizm'in Kung-fu ile olan bağlantısına hızla ilerlemek istiyoruz. Kitabınızın bu noktasına kadar Budizm'i onun kurucusu Buda'yı ve İslam'ın Budizm'e bakış açısını incelemeye çalıştık,tabiki bu kısa değerlendirme ve bilgiler binlerce yıllık özgeçmişleri olan bu konuları tam anlamıyla anlamamıza yeterli olmayacaktır.Ancak Kung-fu spor'unu çalışan bir spor'cunun bilmesi gerken konuların bu kitapta bir nebze olsun var olması bizim için bu spor'a yapılmış şerefli bir hizmet olarak kabul edilmektedir.

Satırlarımıza Budizm'in Çin'e nasıl girdiği,yayılışı,Budizm öncesi Çin'deki dinsel inanışları ve Budhizme bağlantılı olarak doğan felsefeleri sizlere tanıtmaya çalışacağız.Kung-fu spor'runun Çin topraklarında doğup geliştiği ve buradanda tüm Dünya'ya yayıldığını düşünürsek,bu konuların bizim için önem arz ettiğinin farkına varırız.Bu kısa tarih dolu gezintimizden sonrada Budizm ile Kung-fu'nun bağlandığı noktalara geleceğiz.

BUDİZM'İN ÇİN'E GİRİŞİ
Eski Çin'in ilkel dini tek Tanrı'cılık M.Ö.11 yüzyıl,ŞANĞTİ mezhebi yani en ulu Tanrı olarak ve bunun yanında atalara tapma olarak görülür.Dağa önceki devrelerdeki miteolojik Tanrılara artık tapılmamaktadır. Bu tarih birimi M.Ö.1yüzyıldır.Bununla birlikteBudizm'den önce Gök,yer,dağlar,ırmaklar,ağaçlar vb. tabiat kuvvetlerine tapınma yerli mezheplerde görülmektedir.Bu tip dinsel inanışlar genelde devlet dini olarak kabul görüp,yüksek tabakadaki halka hitap ettiğinden,aşağı halk tabakaları dini ihtiyaclarını karşılamak için TAOİZM'e (Tao Çin'ce yol anlamındadır,DAO olarakta zikredilir,kullanış biçimi ise var oluşun temel ilkesi,temel gerçeği anlamındadır.) ve yabancı dinlere ilgi göstermişlerdir.Bu yabancı dinlerin en önemliside orta Asya'dan başlayarak Çin'e girmiş olduğunu bildiğimiz Budizm dördüncü yüzyıldan itibaren bütün Çin'e yayılmıştır.

Bu din sekiz ve dokuzuncu yüzyıllarda çok parladıktan sonra yerini zaman zaman fikir hayatında önemli rol oynayan KONFÜÇYÜS'lük (Konfüçyüs M.Ö.551 yılında yaşayan söylemleri ve öğretileri halen geçerli olan bir filozoftur.) felsefesine bırakmıştır.Yaşadığı dönemde fikirleri ile insanları oldukça etkileyen Konfüçyüs'e göre Tao,yaratıcıya götüren gerçek yol anlamında olsada,doğru yaşama biçiminde'de tabir edilen ahlaki bir metod olarak bilinmektedir.Tao'culuğun klasiklerinden biri olan TAO-TÖ-KİNG (DAODICİNG) adlı eseri üstad CUANG'ın yazdığı gib ,yine önemli bir kaynak olan LİEZİ isimli eserde LİE tarafından yazılan ünlü kitaplardır.Çin toplumuna çok kısa sürede uyum sağlayan Budizm,Çin'de yaygın olan Tao'culuk ve Konfüçyüs'lük hareketleri'nin yanındaki saygın yerini alabilmek için tam üçyüz sene beklemek zorunda kalmıştır.Dördüncü yüzyıldan sonra Budizm'in tüm Çin'e yayıldığını belirtmiştik,ancak altıncı yüzyıldan sonra yerinden oynamayacak sağlam temeller üzerine oturmuştur.

Özellikle batı Çin tamamen Budist olmuştur.Buna rağmen halk Budizm'in değişik öğretilerinede itibar göstererek JODA veya ARIK ÜLKE yada AMİDA okulu denen ve Hint'li rahiplerden çok Çin'li rahiplerin öğretilerini benimsemişlerdir.Kendi içerisinde'de bir çok mezhebe ayrılan Budizm'de MAHAYANA,TANTRİK,SHİN ve YOGAÇ HARA öğretileri bu mezheplerin en ünlüleridir.Belli noktalarda Budizm'e rakip olarak görülen Taoizm ise birinci yüzyılda dünyayı bırakıp köşesine çekilerek,keşişlik müessese'sini kurmuş ve bu keşişliğe ait ayin ve dini törenleri ortaya çıkarmıştır.Tao'culuğun kurucusu olarak kabul edilen LAO-TZU,Konfüçyüs'le aynı çağda yaşamış M.Ö.479 yılında ölmüş ve bilgelik kitabı TAO-TE-CHİNG adlı yapıtını Tao!culara bırakmıştır.Ancak gerek Konfüçyüs'lüğün gerek Tao'culuğun çok daha eski dönemlerden geldiği her iki düşünce akımınında M.Ö.1200 yıllarına kadar geri gidebileceği varsayımları kuvvetlidir.

Bu tarihler Çin'in ünlü fal kitabı I-CHİNG-İN'den alınmıştır.Çin tarihinde zaman zaman Nasrani'lik(Hıristiyan'lık)Müslüman'lık,Ateş pereslik ve Şaman dinlerinede rastlanmıştır.Bunlardan Müslümanlık günümüze kadar varlığını yitirmeden ve güçlenerek hayatiyetini devam ettirmiş ve Müslümanların kurduğu bir WU SHU KUNG-FU organizesi ile bu varlığını bahsimiz olan spor sistemine dahi yansıtmıştır. Anlaşıldığı gibi Çin tarihi boyunca yanlız düşünceleri ,felsefeleri değil Dinleri ve halkları bile kendi yapısı içerisinde özümlemeyi başarmıştır.Bunda şüphesiz akılcı,pratik ve bağnaz olmayan Konfüçyüs'lüğün payı olduğu gibi,hiç bir olayı zorlamadan kendi oluruna bırakmayı başlıca ilke edinmiş Tao'culuğunda payı vardır.Çin her yabancı olguyu kendi içerisinde iyice yoğurup,öz kültürünü ve felsefesini birbirine katıştırıp o olguya Çin'li damgasını vurmakta her zaman başarılı olmuştur.Bu yüzden Hindistan'da doğan ve gelişen Budhizm'in Çin'de,Çin'li damgası yemesi şaşırtıcı değildir.

Kung-fu sisteminin gelişmesi ve yaygınlaşmasındada aynı durum söz konusudur.Şüphesiz Hint'li rahip BODHİDHARMA ve HİNT KENPOSU ile önemli ölçüde ilintisi olan Kung-fu sporunun dağa sonraki gelişme merhalesindeki Türk'lerin etkisini,Çin'liler yok sayarak hiç bir yazılı belgede bu konuya değinmemişler ve bu spor'a Çin damgasını vurarak gerek Hint'lilerin gerekse Türk'lerin bu spordaki etkilerinden kasten bahsetmemişlerdir. Böylece Budizm'i,Buda'yı,İslamın Budizm'e bakışını ve Çin'in Budizm'le ilişkilerini kısaca özetledikten sonra Özellikle Türk Kung-fu antrenör ve spor'cularını ilgilendiren ve bu bölümün ana konusunu kapsayan Budizm ve Kung-fu arasındaki rabıtayı sizlere aktarmaya sıra geldi.

BUDİZM ,KUNG-FU & DO SPOR'LARI
Budizm tarihi ile ilgili, inceleme ve araştırma yaptığımız, Din tarihi ile ilgili kaynak eserler, kitap yada makalelerde, Kung-fu ile ilgili belirgin ipuçlarına pek rastlayamadık,ancak bir kaç eserde din felsefesi doğrultusunda yapılan çeşitli sportif faliyetlerin olduğu'nu öğrendik.Fakat hemen hemen tüm Kung-fu tarihçilerinin birleştiği ortak nokta Budizm ile Kung-fu spor'unun birbirine olan bağlantısıdır.Bu bağlantıyı tarihçiler kendilerine göre değişik şekillerde yorumsalarda sonuçta bu ilişkinin varlığını kabul etmişlerdir.Yine tüm Tarihçilerin konumuzun temel noktasını ilgilendiren BODHİDHARMA'nın Hint'li Budist bir rahip olduğu ve ZEN mezhebinin kurucusu olduğu noktasında'da birleşmişlerdir.

Bodhidharma Budizm ile Zen felsefesin'de çok ileri aşamalara ulaşmış,bu iki ideolijinin tüm prensiplerini,örf ve anane'nelerini,Dini ayinlerini,yaşam biçimlerini,metafizik,ruhsal ve doğa üstü sırlarını bizzat yaşamış ve sistematik hale getirdiği Kung-fu spor'una tüm bu ayrıntıları en ince noktalarıyla işleyerek Budizm ve zen ikilisinden Kung-fu'nun iskeletini ortaya çıkarmıştır.Bu iskelet tamamen felsefeden meydana gelmiş dağa sonrada bu felsefeyi döğüş teknikleri ve fiziksel bütünlükle tamamlamıştır.Yukarıda bahsi geçen doğa üstü güçler ve Zen mezhebini biraz açmamız gereklidir.Bu iki önemli konuyu iyice inceledikten sonra konumuza devam edersek,önümüze gelecek dağa bir çok konuyada ön yargısız bakış açımız olacaktır.

DOĞA ÜSTÜ GÜÇLER
Bu konu Uzakdoğu spor'ları var olduğundan bu yana sürekli gündemdedir.Budizm ile ruhsal ve bedensel eğitimlerini alan Budist Kung-fu'cu rahiplerin,bir çok defa insanlar üzerinde çözümlenmesi imkansız,ürkütücü ve inanılmaz güçleri olduklarını göstermişlerdir.Doğa üstü veya insan üstü diye tanımlanan bu güçler,gerçekte rahiplerin,Kuranı kerimde'de belirtilen Cin'lerle irtibatta bulunmaları sonucu onlardan faydalanmalarıdır.Müslüman ve kafir diye genelde iki guruba ayrılan,apayrı bir alemde yaşayan ve insanlardan üstün olarak olağan dışı güçlere sahip olan,zaman ve mekan meftumu olmayan cin'lerin kabileler halinde yaşadıkları bilinmektedir.Gizli ilim diye adlandırılan çeşitli yöntemlerle insanlar bu varlıklarla irtibat kurdukları gibi,cin'lerde kendi hakimiyetleri altına alabilecekleri vasıftaki insanlarla değişik ve ürkütücü yöntemlerle irtibatı kurabilmektedirler.

Cin alemi insanlarla kurdukları irtibati büyük oranda kendi nefsi isteklerini tatmin amacı ve dağa bir çok bilmediğimiz nedenlerden dolayı yapmaktadırlar.İnsanların bazı isteklerini karşılarken bunlar,geçmişten haber verme,geleçekle ilgili tahminlerde bulunma,uzak yerlerde gelişen hadiseleri anında aktarma,çeşitli ağır işleri yapma,insanlara olanaksız gözüken davranışları gerçekleştirme vb.gibi bir çok hadiseyi insanın hakimiyetine sunarken bunların karşılığındada bilemediğimiz bir çok ürkütücü isteklerini gerçekleştirmektedirler.

Cin'ler Müslümanlarla irtibat kurdukları gibi tüm Din mensuplarıyla irtibata geçme yetnekleri vardır.Budist rahiplerin bir çoğu bize göre bu gizemli alemin varlıklarına ulaşmanın yolunu bulmuş ve onların bu meziyetlerinden yararlanarak,özellikle Kung-fu'da olağan üstü diye nitelendirdiğimiz bir çok hadiseyi gerçekleştirmişlerdir.Ancak bu irtibatı biz müslümanların bakış açısıyla değerlendirmedikleri,bunun kendi dinlerinin içerisinde bulunan bir meziyet olarak kabul ettikleri bir gerçektir.Biz ise bu hadiseleri bir Müslüman inancı ve kültürü ile değerlendirdiğimiz gerçeği unutulmamalıdır.

UFO'LAR & CİN'LERİN İLİŞKİSİ
İnsanları çeşitli yöntemlerle korkutan,geçmişten veya geleçekten yalan yanlış bilgiler vererek onlarla alay etme gibi hasletleri olan Cin'ler yakın zamandada Dünya kamuoyunda U.F.O.lar olarak adlandırılan Uzaylı şekillerinede girerek insanoğluna heyacanlı zaman birimleri yaşatmışlardır. Halk arasında çokça bilinen ruh çağırma seanslarıda Cin'lerin ruh kılığında insanlarla alay etmesinden başka bir gerçek değildir.Tüm bu verilerden sonra bize göre kafir Cin'lerle Budist rahipler arasında özel yöntemlerle kurulan irtibat sonucu,aynı zamanda iyi bir Kung-fu ustası olan bu rahiplerin hepimizin hayretlerle izlediğimiz, yer çekimi konunlarını karşı gelip yerden yükselmeleri,bakışları ile uzun mesafelerden cam nesneleri parçalamaları,imkansız uzunluklara sıçrayabilmeleri,aynı anda onlarca kişiyle mücadele edebilmeleri vb.gibi bir çok meziyetleri bu irtibat sonucu olmaktadır.

Tüm bunların yanında modern ilminde kabul ettiği Hipnoz ve ilizyonistlerin mesleği olan halk dilinde göz aldanması olarakta bilinen HALİSYON(BAKILACAK) da bu doğa üstü olarak bilinen hallerle ilgilidir.Ancak özellikle Cin'lerle kurulan bu ilişkilerin sonu büyük çoğunlukla insanlar için korkunç ve geri dönülmesi çok zor durumlara dönüşmekte ve insanlar bilerek kendilerini dipsiz bir uçuruma sürüklemektedirler.

ZEN
Zen'i tarif eden eserler onu şöyle tanımlarlar.''Zen bir şeyler öğretmek çabasında değildir.Tek yaptığı şey bizi kendi kendimize arayıp bulmaya itmektir.Zen yalnızca yolu gösterir,insanda kendi kendisine öğrenir.''Bu açıklamadan'da anlaşılacağı gibi Zen metafizik ve entellektüel bir felsefe sistemi değildir.Lafların ve sözcüklerin,mantık kurallarının sayesinde gerçeğe ulaşmakta bir Zen inanırına yardımcı olmak şöyle dursun,tam tersine onun gerçeğe ulaşmasında bir engeldir.Bunun yanında Zen'i ayrı bir Din olarakta göremeyiz.Kendi öğretisi içerisinde dinsel inanışların hiç bir türünü kabul etmeyerek,hiç bir dinden etkilenmediğini ve kendi bünyesindede bir din türü olmadığını ispat eder.

Ünlü Zen düşünürü SUZİKİ Zen'i şöyle tarif eder ve bu tarif aslında Zen'i olduğu gibi bize anlatmaktadır. ''Zen'de ne saygı duyulup buyruklarına uyulması gereken bir Tanrı,ne uyulması ve uygulanması zorunlu yasaklamalar,töreler ve törenler vardır.Ölenlerin sonunda esenliğe kavuşacakları bir ahiret olmadığı gibi bunlardanda önemlisi iyiliği ve yararıyla ilgilenebileceğimiz ve ölümsüzlüğünü pek çoğumuzun önemsemediği bir ruh vardır.Zen bütün bu dogmatik dinsel yüklerden kendini kurtarmıştır.''

Yukarıda okuduğunuz cümlelerle Zen'in bütünlüğü ve düşünceleri olduğu gibi özetlenmektedir,hemde çok ünlü bir Zen inanırı tarafından.Ülkemizde Do spor'larıyla uğraşan bir çok antrenörümüz bilinçsizçe,Zen prensiplerini sadece Do spor'larının felsefesi olarak bildiklerinden kendilerine şiar edindiklerini biliyoruz.Bunun yanında Zen hakkında yine bilincsiz ve sadece kulaktan duyma veyahut yine olayın özünü bilmeden yazılan makalelerden esinlenerek spor dergilerinde yazılar ve öğretiler yazmaları çok büyük bir hatadır.Anlaşıldığı üzre Zen tüm dinleri red ettiği gibi özelliklede İslam prensiplerinin tamamını kabul etmemektedir.Bu noktada Müslüman Türk spor'cularının Zen'i sahiplenme veya lehinde görüş bildirmeleri onların bu konuda ne kadar bilgisiz olduklarını gösterir.

ZEN & BUDİZM'İN KUNG-FU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Kitabımızın bu bölümüne geldiğimizde bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor,oda Zen ve Budizm'in kung-fu sistemindeki doğal bir biçimde oluşan etkileridir.Zen mezhebinin kurucularından olduğu idda edilen ve Budizm'inde ileri derecede bir rahibi olan Bodhidharma uzmanlaştığı bu iki felsefeyi sistemleşdirdiği Kung-fu sitilinin içerisine olabildiğince yaymış ve sistemin temellerini bu iki felsefe üzerine inşaa etmiştir.

Bodhidharma'nın ölümünden sonra yerini en yakın talebesi LAU-TSEU almaktadır.Zen felsefesinin yüksek makamlarında bulunan Lau-tseu hocası gibi Budizm'i ve Zen'i birlikte yaşamasını becerebilen bir ustadır.Kung-fu tarihlerinede bu iki kişi Bodhidharma ve Lau tseu,sistemli ilk Kung-fu çalışmalarını başlatan ve devam ettiren isimler olarak geçmişlerdir.Yukarıdada bahsi geçtiği gibi Kung-fu sisteminin ilk temelleri atıldığı andan itibaren Budizm ve Zen prensipleri bu sistemin içerisine yerleşmiş ve bu etkisini günümüzde dahi halen göstermektedir.Günümüz Do spor'ları antremanlarında seronomiden selamlamaya,giyim kuşamdan çalışma sistemine,kata veya tao diye adlandırılan çalışmalara kadar görülen Budist ve Zen motif ve senbolleri bu etkilenmeye birer örnektir.

Buda'yı tanıtırken onun felsefesinde son noktayı aydınlanmanın oluşturduğunu belirtmiştik.Budist rahiplerin aydınlanmaya ulaşmaları için dini öğretilerinin yanında günlük uğraşlarlada ilgilenirlerdi.Bunlar bağçe işleri,ev işleri,fülüt çalma,resim yapma ve cha-no-yu denilen çay törenlerinin yanında,Buda'nın kutsal incir ağacı diye inanılan Bodhi'nin etrafında bir hafta süreyle yürüdüğü var sayılarak,Budist müritlere yürüme ve spor yapmaları tavsiye edilirdi.Yine rahiplerin kılıçla savaşım (KENDO) okçuluk ve özellikle Kung-fu'nun çalışma disiplininde bulunan kültür fizik hareketleri yapmaları istenir bunlarla aydınlanmaya dağa kolay ulaşılacağı inanılırdı.Tüm bunların neticesi Kung-fu çalışan tüm usta ve spor'cular bu çalışmaları felsefelerinin bir emri olarak uygularlardı.

Böylece Budizm inanırları, Budist olmayan insanlarında bu spor'u çalıştıklarında bilerek veya bilmeyerek Budizm'in ve Zen'in tüm prensiplerini yerine getirecek'lerini ummuşlardır.Bu kanı ise günümüzde bir hayli gerçekleşmiştir. Budist'lerin kendi ideolojilerini bu türlü yollarla diğer din mensubu insanlara ve milletlere uygulatmaya çalışmaları,hadiselere tarafsız ve objektif bir gözle baktığımızda gayet doğaldır.Her millet veya din yeni bir kültür geliştirirken,kendine özgü yöresel veya dinsel temalarını o kültür üzerine yoğunlaştırıp kültür'ün tamamen kendilerine ait olduğunu ispat yönüne gitmişlerdir.Bu tip kendini göstermeler kültürlerin içerisinde her dalda olmuş bazen mimaride bezen müzikte yada geleneksel kıyafetlerde kendini gösterdiği gibi spor'dada yoğun bir şekilde yer almıştır.

Bu mevzuda sn.pof.dr.Sabri özbaydar'ın bir eserindeki pragrafları size sunmak istiyorum. ''İlkel toplumlara döndüğümüzde geliştirdikleri spor branşları,taraftar liderleri,amigolar,organize alkışlar,bandoları,özel marşlar hep o toplumların dinsel ve kültürel yönleriyle bağlantılıdır.Bunlara yapılan ilaveler,karşılıklı el sıkışma ve uluslar arası karşılaşmalarda milli marşların çalınmasıdır.Bunlara benzer törenler,adetler ve benzeri şeyler kültürel birer miras olarak görülebilir ve bunlar hemen her ulusta vardır.Özellikle uluslar arası karşılaşmalarda,olimpiyatlarda törensel adetlerine dahada etkileyici bir yol olarak yer verilir.Törensel selamlama ulusal marşlar ve folklorik vb.müzik,bayrak çekilmesi bu etkileyiçiliği arttırır.Olimpiyatların açılışında geçit töreni,olimpik meşalelerin stadyumun yüksek bir yerinde yakılması sporcu yemini,başkanın kısa açılış konuşmasıda kitle psikolojisi açısından etkileyici törenlerdir.Dikkati çeken bir başka hususta Dünyadaki çeşitli toplulukların zevkleri,tercihleri ve benimsedikleri değerlere bağlı olarak,farklı spor alanlarına ağırlık verdikleridir.Bu farklılıklarda kültürel gelenekler önde gelir.Bir bölgedeki bolluk kıtlık hatta bölgenin iklimi,çoğrafi özellikleri'de bu konularda rol oynar.''

Prof.dr.Sabri özbaydar'rın yukarıdaki cümleleri anlatmak istediğimiz konuyu bilimsel olarakta teraziye koymaktadır.Kung-fu sporu zamanımızda ne kadar bedensel geliştirme ve savunma sporu olarak kabul edilsede beraberinde Çin'in geleneklerini , ananelerini ve Budhizmin yaşam felsefesinide taşımaktadır. Bu konuda en basit bir örnek vermemiz gerekirse, çok olağan gibi görülen Kung-fu spor'unun giyim şeklidir.Siyah hakim yakalı,önü biyeli, bol pantalondan oluşan bu giyim tarzı Çin kültüründe insanların günlük ve özel günlerde giydikleri kıyafetin tıpa tıp aynısıdır.Bu konuya dağa değişik bir örnek vermek istiyoruz,böylece iddalarımız hakkında tereddüt'te olanları dağa fazla ikna edeceğimize inanıyoruz. Dağada önemlisi milletçe bir türlü sahip çıkamadığımız ve tarihimizle alakalı önemli bir konuyuda bu vesile ile değinmiş olacağız.

Ata spor'umuz yağlı güreş önemli bir spor'sanatı olmasına rağmen,felsefesi ve teknik yapılanması tamamı ile İslam Türk sentezleri ile bezenmiştir.Çayırlarda güreşlerin başlamasından evvel cazgırların yüksek sesle getirdikleri selatü selamlar,Peygamber efendimiz ve çümle evliye ve şühada'dan himmet dilemeler,peşrefler,paça öpmeler,müsabakadan sonra galip gelen veya yenilen pehlivan'ın rakibinden yaşça küçükse elini öpmesi,hep Türk İslam ananelerine bağlı kalınarak yağlı güreşe adapte edilmiştir.Yine kıspet giymenin en önemli kural olduğu yağlı güreşimizde,Kıspetin diz ila göbek arasını örtme şartı,İslamın erkeğin görünmesi haram kapatması farz olan uzuvlarının örtünme emri ile bağdaşıp bu spor branşında nasıl hayata geçtiğine çok güzel bir örnektir.

İşte bu gibi açık ve seçik örneklerin aynılarını Budizm,Zen ,Çin kültürü ve Kung-fu arasında bulabilirsiniz. Kendi tarihimiz ve öz kültürümüze sahip çıkamadığımız gibi malasef ata spor'rumuz olan yağlı güreşimizde aynı makus kaderi paylaşmaktadır.Orta Asya'da Aba güreşi ile başlayıp,Selçuklu'larda sistemleşen,hatta Dede Korkut masallarına dahi konu olan ve Osmanlılar'da zirveye ulaşan tamamen Türk İslam kültürü ile yoğrulmuş bu ata güreşimiz bugün ne yazıkki Avrupalıların kontrolünde ve hakimiyetinde zirvededir.Kültür ve felsefesini ayıklayıp yağlı güreşin temel ve teknik çalışma prensiplerini dağada geliştirerek kendi standartları ile serbest ve grokoremen diye ikiye ayırıp bugün dahi bize bu kurallarla milli spor'umuzu yaptırmaktadırlar.

Bu durum Türk spor'u açısından üzüntü verici bir sonuçtur,temeli,kültürü bizde olan bu spor branşına biz Türk'ler yön vermemiz gerekirken malesef bugün güreş Avrupalı'ların kontrolündedir.Bu konuda kendimizi Çin ile kıyasladığımızda malesef sonuç bizim açımızdan hiçte iyi değildir.Çin temellerinde Hint ve Türk etkisi olsa daği Kung-fu spor'unu mükemmel bir şekilde sahiplenmiş sistemi tamamen kendi kültürü ile bezemiş ve Dünya'yada böyle kabul ettirmiştir.Tüm bu mevzuların işığında kısaca bir konuya dağa dikkatinizi çekmek istiyoruz.İnsanlık tariğinde ,Astronomi,tıp,matamatik,felsefe,Dinsellik ve spor sistemlerinin büyük çoğunlığu Şark'ta doğmuştur.Şark ilimsel bir çok gelişime öncülük yapmış,fakat bu öncülüğünü devam ettirememiş,geliştirdiği yeniliklerin semeresini Garba kaptırmıştır.Bu tanıma bizim milli spor'umuz yağlı güreş mükemmel bir şekilde uymaktadır.

TÜRK KUNG-FU'SU & TÜM UZAKDOĞU SPOR BRANŞLARI
Kitabımızın bu bölümüne kadar Budizm ve Çin kültürünün Kung-fu üzerindeki etkilerinden bahsederek, bu spor branşının Çin kültürü ve Budizm felsefesinin normlarını taşıdığını kanıtlamaya çalıştık.Bu spor branşını yapan sporcuların farkında olmadan yabancı bir kültürü dahada tehlikelisi batıl bir dini uygulayıp yaşayabileceklerini ispat etmeye çalıştık.Ancak gerek ülkemizde gerekse başka dine mensup ülke ve milletlerce severek çalışılan bu spor branşıyla ilişiğimiz tüm bu gerçeklerden sonra nasıl olmalıdır.Bize göre bu konu medenice ve ilimsel olarak değerlendirilmelidir.Açıklamaya çalıştığımız tamamen realite olan bu mevzulardan sonra Kung-fu spor'u benim kültürüme ve dinime tamamı ile ters ben bu spor'u yapamam düşünceside bir sonuç getirmeyeçektir,çünki o zaman kendimize ve çevremize gayet yararlı olan bu spor branşı ve onun sağladığı bir çok imkanıda tepmiş olacağız.

Bize göre kitabımızda geldiğimiz bu nokta birbiri ile çakışan şu üç soru ve şık'ta birleşiyor.
1:Budist ve Çin felsefesini tamamen kabullenerek,adeta bir Çin'li gibi bu spor'u çalışmalımıyız.
2:Tüm Budizm ve Çin etkilerini yok edip,yeni bir Kung-fu sistemimi kurulmalı.
3:Federasyon bünyesinde olunduğundan ve mecburiyetten Do spor'larını aslına uygun çalışmalı,fakat dinimize ve kültürümüze aykırı noktaları öğrencilerimize ve çevremize aktararak onları bilgilendirmeliyimiz.
Son şıktaki soruda geçen mecburiyeti biraz açmak gerekir,çünki bu realiteyi ülkemizde yaşayan bir çok Do spor'cusu bulunmaktadır.Öncelikli olarak Kung-fu branşını ele alalım.Dünya'daki Kung-fu sistemleri ve stilleri çeşitlilik arz etsede,yakın zamandan bu yana yapılan çalışmalarla ortak sistem olarak kabul edilen WU SHU adı altında bir araya getirilmeye çalışılmaktadır.

Ortak ve standart bir müsabaka sisteminin ve Tao'larının belirlendiği bu sistemi Dünya'nın pek çok ülkesindeki Kung-fu çalışanları kabul ederek ülkelerinde Wu shu'yu yarı resmi hatta tam resmi hale getirmişlerdir.Bizde Türk Kung-fu'su olarak Dünya ile entegre hale gelerek bu sistemi çalışmak istiyorsak Wu shu'nun temeline ve orjinaline inmek zorundayız.O temel ve orjinalliktede Budizm ve Çin kültürünü tüm heybetiyle karşımızda bulacağımız kesindir.Tabiki bu zorunluluk ülkemizde Kung-fu spor'unu federasyon yapmak ve bu çatı altında çalışmak isteyenler içindir.

Bu ilginç durum Taekwon-do ve Karete-do içinde geçerlidir.Bu iki Do spor'unda temel yapılanmaları ve felsefeleri ortaya çıktıkları ülkeler olan Kore ve Japonya'nın kültürel ve dinsel motifleri ile süslüdür.Bu iki sistemi çalışanlarınların dini,dili,ırkı her ne olursa olsun bu branşların lisanı ile konuşmalı,kültürü ile giyinmeli ve felsefesini kabul etmek zorundadırlar.Bunun sebebi ise bu sistemlerin Dünya genelinde oluşturulmuş Federasyon çatısı altında olmaları ve standart kuralları kabul etmeleridir. Bu iki sistemi çalışan bilinçli antrenör arkadaşlarımız bu gerçekleri bilerek malesef yukarıda bahsettiğimiz inanç ve kültür taaruzuna maruz kalmışlardır.

Ancak fedarasyon bünyesinde olduklarından bu sistemleri olduğu gibi çalışmak zorundadırlar.Bu örnekte olduğu gibi ülkemizdeki Kung-fu çalışanlarıda aynı ikilem içinde kalmışlardır.Bazı antrenörlerimiz yukarıda belirlediğimiz şıklardan birincisine uyup Kung-fu sistemini bilinçli veya bilinçsiz olarak tam anlamıyla felsefesi ile birlikte yaşamakta ve çalışmaktadırlar.Bu bilince sahip olan antrenörler ise belkide biraz fanatikçe'de olsa Budhizm ve Çin kültürünün tüm etkilerini ortadan kaldırarak kendi kurdukları stilleri veya kendi kültür anlayışlarını uyan sistemleri çalışmaktadırlar.Yine bunların yanında son şıkta olduğu gibi bir çok antrenörde bu sistemin Türkiye'de bir gün fedarasyon olacağı inancıyla sistemi özü ve felsefesi ile birlikte çalışmakta fakat bunu bir yaşam ve inanış görüşü olarak kabul etmemektedirler.

Bu çok önemli mevzuda ülkemizde çokça bilinçli antrenör olduğuna eminiz,bu noktada Türk spor'cusunun Kung-fu sistemine bakış açısını belirlemek için bu bilinçli antrenörlerin bir araya toplanarak ortak bir strateji belirlemeleri gerekmektedir.Ayrıca bu sistemi çalışanların uygulamada var olan Budhizm normlarının manevi yönden biz Müslüman Türk spor'cuları açısından ne gibi sorumlulukların var olabileceğinin cevabını, konusunda uzman kişiler tarafından alınması gerekmektedir. NOT:Aşağıdaki tüm bilgiler,hocamız Ayhan Kısrure'nin,uzun yıllardan bu yana hazırlamaya çalıştığı Do spo'ları ile ilgili kitap çalışmasından alınmıştır.Bu bilgiler izinsiz kullanılamaz ve tüm hakları www.turkdo.com.a aittir.



BUDİZM
Kung-fu ve tüm do spor branşlarını tam manası ile anlayabilmenin yolu,bu sistemin mistizm haline gelen felsefesini öğrenmekten geçmektedir.Kung-fu ve do spor'ları felsefesi bahis olunca ilk akla gelen bu sistemin Budizm ile olan rabıtasıdır.Kung-fu ve Budizm'i ayrı düşünmek olanaksızdır.Dahada ileri giderek Kung-fu'nun,Budizm'in kolu olan bir mezhep şeklidir diye idda edilebilir.Budizm'i tanımadan Kung-fu spor'unu ele almamız bugüne kadar yazılan yanlış tarihçelere ve aynı oranda yanlış anlamalara örnek teşkil etmekten başka bir işe yaramaz.Bu sebebtendirki Budizm konusunu kitbımızın ilk bölümüne önemine binayen koymuş bulunmaktayız.

Çok geniş bir yelpazeye dağılan bu güzel sistemi,haftanın belirli gün ve saatlerinde yapılan antremanlarla öğrenmek ve anlamak imkansızdır.Fiziksel olarak yapılan antremanların yanısıra,öncelikle antrenörlerin ve diğer tüm Kung-fu spor'cularının çalışmış oldukları sistemin var olmasını sağlayan öğeleri ve öğeleri oluşturan unsurları mutlak süretle incelemeleri ve öğrenmeleri gerekmektedir.Bu süretle belki bilinsizce çalışılan sistemin ,tarihini,felsefesini ve teknik yapılanmasını bilerek çalışmak harcanan emeğin ve güçün geleçekte başarıya dönüşmesini kolaylaştıracaktır.Budizm'in Kung-fu ile olan bağlantısına geçmeden önce Budizm dinini ve bu dinin başlangıç noktasını oluşturup dinin yayılmasını sağlayan Buda'yı incelememiz gerekmektedir

BUDA & BUDİZM
Budizm kısaca,Buda'nın milattan önce altıncı yüzyılda,Hindistan'da kurdığu din ve felsefe sistemidir.Budizm kelimesi batı dillerinde,Buda'nın kurduğu dinin adı olarak kullanılmaktadır.Asya'da Budist'lerin yaşadığı ülkelerde bu din BUDA -SASANA yani Buda şakirdliği,Buda'ya inanan ve onun yolunda gidenler ve Buda disiplinini yaşayanlar diye adlandırılır..M.Ö.6 yüzylda Hindistan'nın kuzey doğusunda doğan Budizm veya diğer anılan ismi ile BRAHMAN yada BUDHİZM şekilçiliğe ve kast sistemine karşı çıkan,soyut metafizik tartışmaları bir yana bırakarak,duyguları dizginleme,ahlaken temizlenme,insanları eşit görme,insanlara ve diğer canlılara sevgi ve şefkat duyma gibi ilkelere dayanan bir din şeklidir. Budizm'i kuran kişi olarak idda edilen Buda'nın doğumu ve yaşamı zaman içerisinde,öylesine olağan dışı simgesel motifler ve hurafelerle süslendilmiş ve kaynağı tam belli olmayan mistik hikayelerle bir efsane haline getirilmiştir.Bu nedenle Buda'nın yaşamı hakkında gerçek bilgileri verebilen çok az kaynak vardır.Yine Buda ile ilgili yazılan eser veya makalelerin bir çoğu gerçek ile alakası olamayan hurafelerle doludur.Bu açıdan Buda ve Kung-fu'nun tarihi aynı makus kaderi paylaşmaktadır. Kitabımızın bu bölümünde biz Buda'nın yaşam öyküsünü resmi kaynaklardan gerçeğe en yakın olabileçek şekilde derlemeye çalıştık.

BUDA'NIN YAŞAM ÖYKÜSÜ
Buda'nın Hindistan'ın kuzey doğusunda Nepal sınırlarında,ŞAKYA krallığının başkenti Kapilavastu yakınlarında LUMBİNİ koruluğunda M.Ö.563'te doğduğu ve seksen yaşında'da KUSİNARA'da öldüğü bilinmektedir.Buda'nın asıl adı SIDDHARTA GOTAMA'dır.Fakat ismi hep ''aydınlanan uyanan''anlamında'daki Buda veyahut bazı kaynaklarda yazıldığı gibi BUDDHA diye anılmıştır.Bu lakap ona gerçeği bulduğu ve aydınlandığı için verilmiştir.Şimdiki Nepal'in bulunduğu bölgedeki Şakya kabilesinin kralı SUDDHUDANA'nın oğlu olarak doğan prens GOTAMA,saray eğlenceleri içinde mutlu bir yaşam geçirmiş,on altı yaşında güzel kuzeni YOSADHARA ile evlenmiş,yirmi dokuz yaşına kadar sarayın dışındaki yaşamdan,halkın çektiklerinden habersiz,bolluk ve bereket içinde yaşamını sürdürmüş,birgün sarayın dışında bir gezinti yapana kadarda bu böyle devam etmiştir.

Gerçek hayatın sarayınkinden farklı olduğunu anlayınca kendisi ile bir ikileme düşmüştür.Ancak o sıralar karşısına çıkan bir keşişin acılar karşısında ruh süküneti yitirmeyen hali ve buna benzer farklılıklarını görünce o keşişten çok etkilenmiş ve kendisine gelen bir cezbeyle aniden karısını ve oğlunu terkderek tam altı yıl süreyle saraydaki yaşantısının tam zıddı,ağır bir zühd hayatı geçirmiştir.Ancak geçen bu altı yılın sonunda bu türlü bir yaşantının insanı gerçeğe ulaştıramayacağını anlamış,gezgin bir keşiş olarak yaşadığı bu dönemden sonra,insan hayatının ne çok zevkle nede çok zühd'le geçmemesi gerektiğine inanmış,orta yolu seçerek yaşamına devam kararı vermiştir.Bundan sonraki hayatında hep iyiliği ve doğruluğu savunmuş,insanlar için yararlı felsefeler geliştirmiş ve zamanla ismi tüm Hindistan'a yayılarak binlerce inanırı ve destekçisi olmuştur.Hindistan sınırlarınıda gönüllü müridleri sayesinde aşan Buda'nın öğretileri kısa zamanda tüm uzakdoğu ve dünya'nın çeşitli ülkelerinede yayılarak popüler bir din haline gelmiştir.

NİRVANA ( AYDINLANMA )
Elimizdeki kaynaklar Nirvanın veya aydınlanma denilen hadisenin metafizik boyutunu ve nasıl bir şekilde gerçekleştiğini tam anlamıyla açıklayamamışlardır.Budist'lerin bu olayı Tanrı'dan Buda'ya verilen ve onun aracılığı ile diğer Budist'lere ve içinde bir çok ikram bulunan bir hediye olarak kabul ederler.Aydınlanmayı tarif etme olasılığı yok gibi görünür,Ancak zaman boyutunun dışında bir anda,ansızın bir şimşek hızıyla,algılar ötesi bir aşkınlıkla ulaşılabilecek bir meziyet olarak tarif edilir. Budist'lerin büyük çoğunluğu ya bu yaşamda yada kişisel bir genedoğuma inandıkları gibi,bundan sonraki yaşamlarının birindede uyanıp aydınlanmaya umut bağlamışlardır.İlk aydınlanmayı yaşayan ve bunun gelenek haline gelmesini sağlayan SİDDİHARTA GOTAMA yani kısa adı ile Buda'nın nasıl ve ne şekilde aydınlığa ulaştığını Budist'ler yazılı kaynaklarda şöyle tarif ederler.

'' Bir gece iyice karnını doyuran Gotama NERANJARA nehri kıyısında şimdiki GARYA'da BODHİ veya BO ağacı denilen bir tür incir ( Hint inciri olabilir) ağacının altına oturur.Derin düşünce ve kendi ruhunu arama halinde iken aniden aydınlanmaya erişmiştir.'' Görüldüğü üzere aydınlanma hakkında tam açıklayıcı veriler yoktur.Ancak Budist'lerin bu inanışı seçtikten ve uzun süren ruh eğitimlerini tamamlayıp belli devrelerden geçtikten sonra kişiye özel bir ruh hali ile tarif edilemeyen bir metafizik gelişmeyle kendi tanımlamalarıyla aydılığa ulaşmaktadırlar.

BUDİZM İLE İLGİLİ KUTSAL KİTAP & YAZITLAR
Budizm ve Buda üzerine Dünya din uzmanları çok değişik fikirler üretmişlerdir.Kimisi bu dini ve kurucusunu batıl görürken.kimi ilim adamlarıda diğer hak dinler gibi bu dininde hak din olduğunu ve Buda'nın gerçek bir peygamber olduğunu idda etmişlerdir.Budizm ile ilgili ,Budist inanırlarının ellerindeki kutsal yazıtlar iki bölümde toplanılabilir. Birinci bölüm güney Budizm'i diye adlandırılan,Seylan,Burma,Kamboçya ve Tayland!a yaygın olan THERAVADA veya SAKYA MUNİ diye adlandırılan yazıtlardır.Bu yazıtlar Buda'nın ana dili olan PALİ dilinde yazılmış kutsal yazıtları bir araya getiren Pali derlemeleri denir.Dünya'daki genel ismi ise PALİ CANON'dur. İkinci bölüm ise Sanskrit,Tibet ve Çin derlemelerinden oluşan Kuzey okulu derlemesi veya MAHAYANA diye adlandırılan yazıtlardır.Bununda genel ismi CANON OF THE MAHAYANA'DIR.

Tespit edebildiğimiz kadarıyla Budizm ile ilgili Kutsal kitap ve yazıtlar bununla sınırlıdır.Din alimleri eldeki bu verilere göre Budizm hakkında tartışmalar yaparken bu görüş ve fikir sofrasına İslam alimleride katılmışlardır.Budizm'in hak din olup olmadığı konusunda ilginç fikir ve tezler ortaya koyan İslam alimleri ve kaynaklarının bu konudaki görüşlerini sizlere sunmak istiyoruz.

İSLAM'IN BUDİZM'E BAKIŞ AÇISI
İslamiyet ortaya çıktığında Budizm Dünyanın önemli büyük Din'lerinden biri durumundadır.İki ayrı dine mensup olan Müslüman'lar ve Budist'lerin aralarındaki ilişkilerin çok az olması,dillerinin farklılığı, Çin lisanının zor telaffuzu ve öğrenme güçlüğüdür.Bu sebeb İslam tarihçilerinin bu din ve tabileri hakkında az bilgilenmelerine neden olmuştur.

İslamın kutsal kitabı Kuranı kerim ve en önemli kaynağı durumundaki Hadisi şeriflerde'de Budizm ve Buda hakkında doğrudan bilgi yoktur.Fakat buna rağmen bazı İslam tarihçisi yazarlar,Budizm'i bir hak din Buda'nında hak Peygamber olabileceği varsayımları üzerinde durmuşlar ve bu konu ile ilgili ilginç tezler ortaya koymuşlardır.Bu iddaların bir kaçını siz değerli okurlarımıza sunmak istiyoruz.

Kuranı kerimde adı zikredilen Peygamber,ZÜLKİFL'den maksadın Buda olduğu ileri sürülmüştür.Bu görüşe göre KİFL Buda'nın doğum yeri olan KAPİLAVASTU'nun arapçalaşmış şeklidir.ZÜLKİFL ise genel anlamıyla KAPİLAVASTU demektir.Yine KİFL'in anlamının besin veya gıda olduğu,Buda'nın babasının adınında temiz ve besleyici anlamına gelen SUDDHUDANA olduğudur.
Başka bir iddaya göre Kuranı kerimde Tin süresinde zikredilen incir ağacının,Buda'nın altında Nirvana'ya ulaştığı yabani incir ağacı Bodhi olduğudur.

İşte bu ve buna benzer iddalardan sonra Buda'nın bir Peygamber olabileceği ihtimali ortaya çıkmaktadır.Ancak bunun gerçeklilik payı nedir ne değildir bu konuda yorum yapmaktan kaçınmak istiyoruz, bu iddaları ve tartışmaları Tarih bilimciler ve Din alimlerine bırakarak Budizm'in Kung-fu ile olan bağlantısına hızla ilerlemek istiyoruz. Kitabınızın bu noktasına kadar Budizm'i onun kurucusu Buda'yı ve İslam'ın Budizm'e bakış açısını incelemeye çalıştık,tabiki bu kısa değerlendirme ve bilgiler binlerce yıllık özgeçmişleri olan bu konuları tam anlamıyla anlamamıza yeterli olmayacaktır.Ancak Kung-fu spor'unu çalışan bir spor'cunun bilmesi gerken konuların bu kitapta bir nebze olsun var olması bizim için bu spor'a yapılmış şerefli bir hizmet olarak kabul edilmektedir.

Satırlarımıza Budizm'in Çin'e nasıl girdiği,yayılışı,Budizm öncesi Çin'deki dinsel inanışları ve Budhizme bağlantılı olarak doğan felsefeleri sizlere tanıtmaya çalışacağız.Kung-fu spor'runun Çin topraklarında doğup geliştiği ve buradanda tüm Dünya'ya yayıldığını düşünürsek,bu konuların bizim için önem arz ettiğinin farkına varırız.Bu kısa tarih dolu gezintimizden sonrada Budizm ile Kung-fu'nun bağlandığı noktalara geleceğiz.

BUDİZM'İN ÇİN'E GİRİŞİ
Eski Çin'in ilkel dini tek Tanrı'cılık M.Ö.11 yüzyıl,ŞANĞTİ mezhebi yani en ulu Tanrı olarak ve bunun yanında atalara tapma olarak görülür.Dağa önceki devrelerdeki miteolojik Tanrılara artık tapılmamaktadır. Bu tarih birimi M.Ö.1yüzyıldır.Bununla birlikteBudizm'den önce Gök,yer,dağlar,ırmaklar,ağaçlar vb. tabiat kuvvetlerine tapınma yerli mezheplerde görülmektedir.Bu tip dinsel inanışlar genelde devlet dini olarak kabul görüp,yüksek tabakadaki halka hitap ettiğinden,aşağı halk tabakaları dini ihtiyaclarını karşılamak için TAOİZM'e (Tao Çin'ce yol anlamındadır,DAO olarakta zikredilir,kullanış biçimi ise var oluşun temel ilkesi,temel gerçeği anlamındadır.) ve yabancı dinlere ilgi göstermişlerdir.Bu yabancı dinlerin en önemliside orta Asya'dan başlayarak Çin'e girmiş olduğunu bildiğimiz Budizm dördüncü yüzyıldan itibaren bütün Çin'e yayılmıştır.

Bu din sekiz ve dokuzuncu yüzyıllarda çok parladıktan sonra yerini zaman zaman fikir hayatında önemli rol oynayan KONFÜÇYÜS'lük (Konfüçyüs M.Ö.551 yılında yaşayan söylemleri ve öğretileri halen geçerli olan bir filozoftur.) felsefesine bırakmıştır.Yaşadığı dönemde fikirleri ile insanları oldukça etkileyen Konfüçyüs'e göre Tao,yaratıcıya götüren gerçek yol anlamında olsada,doğru yaşama biçiminde'de tabir edilen ahlaki bir metod olarak bilinmektedir.Tao'culuğun klasiklerinden biri olan TAO-TÖ-KİNG (DAODICİNG) adlı eseri üstad CUANG'ın yazdığı gib ,yine önemli bir kaynak olan LİEZİ isimli eserde LİE tarafından yazılan ünlü kitaplardır.Çin toplumuna çok kısa sürede uyum sağlayan Budizm,Çin'de yaygın olan Tao'culuk ve Konfüçyüs'lük hareketleri'nin yanındaki saygın yerini alabilmek için tam üçyüz sene beklemek zorunda kalmıştır.Dördüncü yüzyıldan sonra Budizm'in tüm Çin'e yayıldığını belirtmiştik,ancak altıncı yüzyıldan sonra yerinden oynamayacak sağlam temeller üzerine oturmuştur.

Özellikle batı Çin tamamen Budist olmuştur.Buna rağmen halk Budizm'in değişik öğretilerinede itibar göstererek JODA veya ARIK ÜLKE yada AMİDA okulu denen ve Hint'li rahiplerden çok Çin'li rahiplerin öğretilerini benimsemişlerdir.Kendi içerisinde'de bir çok mezhebe ayrılan Budizm'de MAHAYANA,TANTRİK,SHİN ve YOGAÇ HARA öğretileri bu mezheplerin en ünlüleridir.Belli noktalarda Budizm'e rakip olarak görülen Taoizm ise birinci yüzyılda dünyayı bırakıp köşesine çekilerek,keşişlik müessese'sini kurmuş ve bu keşişliğe ait ayin ve dini törenleri ortaya çıkarmıştır.Tao'culuğun kurucusu olarak kabul edilen LAO-TZU,Konfüçyüs'le aynı çağda yaşamış M.Ö.479 yılında ölmüş ve bilgelik kitabı TAO-TE-CHİNG adlı yapıtını Tao!culara bırakmıştır.Ancak gerek Konfüçyüs'lüğün gerek Tao'culuğun çok daha eski dönemlerden geldiği her iki düşünce akımınında M.Ö.1200 yıllarına kadar geri gidebileceği varsayımları kuvvetlidir.

Bu tarihler Çin'in ünlü fal kitabı I-CHİNG-İN'den alınmıştır.Çin tarihinde zaman zaman Nasrani'lik(Hıristiyan'lık)Müslüman'lık,Ateş pereslik ve Şaman dinlerinede rastlanmıştır.Bunlardan Müslümanlık günümüze kadar varlığını yitirmeden ve güçlenerek hayatiyetini devam ettirmiş ve Müslümanların kurduğu bir WU SHU KUNG-FU organizesi ile bu varlığını bahsimiz olan spor sistemine dahi yansıtmıştır. Anlaşıldığı gibi Çin tarihi boyunca yanlız düşünceleri ,felsefeleri değil Dinleri ve halkları bile kendi yapısı içerisinde özümlemeyi başarmıştır.Bunda şüphesiz akılcı,pratik ve bağnaz olmayan Konfüçyüs'lüğün payı olduğu gibi,hiç bir olayı zorlamadan kendi oluruna bırakmayı başlıca ilke edinmiş Tao'culuğunda payı vardır.Çin her yabancı olguyu kendi içerisinde iyice yoğurup,öz kültürünü ve felsefesini birbirine katıştırıp o olguya Çin'li damgasını vurmakta her zaman başarılı olmuştur.Bu yüzden Hindistan'da doğan ve gelişen Budhizm'in Çin'de,Çin'li damgası yemesi şaşırtıcı değildir.

Kung-fu sisteminin gelişmesi ve yaygınlaşmasındada aynı durum söz konusudur.Şüphesiz Hint'li rahip BODHİDHARMA ve HİNT KENPOSU ile önemli ölçüde ilintisi olan Kung-fu sporunun dağa sonraki gelişme merhalesindeki Türk'lerin etkisini,Çin'liler yok sayarak hiç bir yazılı belgede bu konuya değinmemişler ve bu spor'a Çin damgasını vurarak gerek Hint'lilerin gerekse Türk'lerin bu spordaki etkilerinden kasten bahsetmemişlerdir. Böylece Budizm'i,Buda'yı,İslamın Budizm'e bakışını ve Çin'in Budizm'le ilişkilerini kısaca özetledikten sonra Özellikle Türk Kung-fu antrenör ve spor'cularını ilgilendiren ve bu bölümün ana konusunu kapsayan Budizm ve Kung-fu arasındaki rabıtayı sizlere aktarmaya sıra geldi.

BUDİZM ,KUNG-FU & DO SPOR'LARI
Budizm tarihi ile ilgili, inceleme ve araştırma yaptığımız, Din tarihi ile ilgili kaynak eserler, kitap yada makalelerde, Kung-fu ile ilgili belirgin ipuçlarına pek rastlayamadık,ancak bir kaç eserde din felsefesi doğrultusunda yapılan çeşitli sportif faliyetlerin olduğu'nu öğrendik.Fakat hemen hemen tüm Kung-fu tarihçilerinin birleştiği ortak nokta Budizm ile Kung-fu spor'unun birbirine olan bağlantısıdır.Bu bağlantıyı tarihçiler kendilerine göre değişik şekillerde yorumsalarda sonuçta bu ilişkinin varlığını kabul etmişlerdir.Yine tüm Tarihçilerin konumuzun temel noktasını ilgilendiren BODHİDHARMA'nın Hint'li Budist bir rahip olduğu ve ZEN mezhebinin kurucusu olduğu noktasında'da birleşmişlerdir.

Bodhidharma Budizm ile Zen felsefesin'de çok ileri aşamalara ulaşmış,bu iki ideolijinin tüm prensiplerini,örf ve anane'nelerini,Dini ayinlerini,yaşam biçimlerini,metafizik,ruhsal ve doğa üstü sırlarını bizzat yaşamış ve sistematik hale getirdiği Kung-fu spor'una tüm bu ayrıntıları en ince noktalarıyla işleyerek Budizm ve zen ikilisinden Kung-fu'nun iskeletini ortaya çıkarmıştır.Bu iskelet tamamen felsefeden meydana gelmiş dağa sonrada bu felsefeyi döğüş teknikleri ve fiziksel bütünlükle tamamlamıştır.Yukarıda bahsi geçen doğa üstü güçler ve Zen mezhebini biraz açmamız gereklidir.Bu iki önemli konuyu iyice inceledikten sonra konumuza devam edersek,önümüze gelecek dağa bir çok konuyada ön yargısız bakış açımız olacaktır.

DOĞA ÜSTÜ GÜÇLER
Bu konu Uzakdoğu spor'ları var olduğundan bu yana sürekli gündemdedir.Budizm ile ruhsal ve bedensel eğitimlerini alan Budist Kung-fu'cu rahiplerin,bir çok defa insanlar üzerinde çözümlenmesi imkansız,ürkütücü ve inanılmaz güçleri olduklarını göstermişlerdir.Doğa üstü veya insan üstü diye tanımlanan bu güçler,gerçekte rahiplerin,Kuranı kerimde'de belirtilen Cin'lerle irtibatta bulunmaları sonucu onlardan faydalanmalarıdır.Müslüman ve kafir diye genelde iki guruba ayrılan,apayrı bir alemde yaşayan ve insanlardan üstün olarak olağan dışı güçlere sahip olan,zaman ve mekan meftumu olmayan cin'lerin kabileler halinde yaşadıkları bilinmektedir.Gizli ilim diye adlandırılan çeşitli yöntemlerle insanlar bu varlıklarla irtibat kurdukları gibi,cin'lerde kendi hakimiyetleri altına alabilecekleri vasıftaki insanlarla değişik ve ürkütücü yöntemlerle irtibatı kurabilmektedirler.

Cin alemi insanlarla kurdukları irtibati büyük oranda kendi nefsi isteklerini tatmin amacı ve dağa bir çok bilmediğimiz nedenlerden dolayı yapmaktadırlar.İnsanların bazı isteklerini karşılarken bunlar,geçmişten haber verme,geleçekle ilgili tahminlerde bulunma,uzak yerlerde gelişen hadiseleri anında aktarma,çeşitli ağır işleri yapma,insanlara olanaksız gözüken davranışları gerçekleştirme vb.gibi bir çok hadiseyi insanın hakimiyetine sunarken bunların karşılığındada bilemediğimiz bir çok ürkütücü isteklerini gerçekleştirmektedirler.

Cin'ler Müslümanlarla irtibat kurdukları gibi tüm Din mensuplarıyla irtibata geçme yetnekleri vardır.Budist rahiplerin bir çoğu bize göre bu gizemli alemin varlıklarına ulaşmanın yolunu bulmuş ve onların bu meziyetlerinden yararlanarak,özellikle Kung-fu'da olağan üstü diye nitelendirdiğimiz bir çok hadiseyi gerçekleştirmişlerdir.Ancak bu irtibatı biz müslümanların bakış açısıyla değerlendirmedikleri,bunun kendi dinlerinin içerisinde bulunan bir meziyet olarak kabul ettikleri bir gerçektir.Biz ise bu hadiseleri bir Müslüman inancı ve kültürü ile değerlendirdiğimiz gerçeği unutulmamalıdır.

UFO'LAR & CİN'LERİN İLİŞKİSİ
İnsanları çeşitli yöntemlerle korkutan,geçmişten veya geleçekten yalan yanlış bilgiler vererek onlarla alay etme gibi hasletleri olan Cin'ler yakın zamandada Dünya kamuoyunda U.F.O.lar olarak adlandırılan Uzaylı şekillerinede girerek insanoğluna heyacanlı zaman birimleri yaşatmışlardır. Halk arasında çokça bilinen ruh çağırma seanslarıda Cin'lerin ruh kılığında insanlarla alay etmesinden başka bir gerçek değildir.Tüm bu verilerden sonra bize göre kafir Cin'lerle Budist rahipler arasında özel yöntemlerle kurulan irtibat sonucu,aynı zamanda iyi bir Kung-fu ustası olan bu rahiplerin hepimizin hayretlerle izlediğimiz, yer çekimi konunlarını karşı gelip yerden yükselmeleri,bakışları ile uzun mesafelerden cam nesneleri parçalamaları,imkansız uzunluklara sıçrayabilmeleri,aynı anda onlarca kişiyle mücadele edebilmeleri vb.gibi bir çok meziyetleri bu irtibat sonucu olmaktadır.

Tüm bunların yanında modern ilminde kabul ettiği Hipnoz ve ilizyonistlerin mesleği olan halk dilinde göz aldanması olarakta bilinen HALİSYON(BAKILACAK) da bu doğa üstü olarak bilinen hallerle ilgilidir.Ancak özellikle Cin'lerle kurulan bu ilişkilerin sonu büyük çoğunlukla insanlar için korkunç ve geri dönülmesi çok zor durumlara dönüşmekte ve insanlar bilerek kendilerini dipsiz bir uçuruma sürüklemektedirler.

ZEN
Zen'i tarif eden eserler onu şöyle tanımlarlar.''Zen bir şeyler öğretmek çabasında değildir.Tek yaptığı şey bizi kendi kendimize arayıp bulmaya itmektir.Zen yalnızca yolu gösterir,insanda kendi kendisine öğrenir.''Bu açıklamadan'da anlaşılacağı gibi Zen metafizik ve entellektüel bir felsefe sistemi değildir.Lafların ve sözcüklerin,mantık kurallarının sayesinde gerçeğe ulaşmakta bir Zen inanırına yardımcı olmak şöyle dursun,tam tersine onun gerçeğe ulaşmasında bir engeldir.Bunun yanında Zen'i ayrı bir Din olarakta göremeyiz.Kendi öğretisi içerisinde dinsel inanışların hiç bir türünü kabul etmeyerek,hiç bir dinden etkilenmediğini ve kendi bünyesindede bir din türü olmadığını ispat eder.

Ünlü Zen düşünürü SUZİKİ Zen'i şöyle tarif eder ve bu tarif aslında Zen'i olduğu gibi bize anlatmaktadır. ''Zen'de ne saygı duyulup buyruklarına uyulması gereken bir Tanrı,ne uyulması ve uygulanması zorunlu yasaklamalar,töreler ve törenler vardır.Ölenlerin sonunda esenliğe kavuşacakları bir ahiret olmadığı gibi bunlardanda önemlisi iyiliği ve yararıyla ilgilenebileceğimiz ve ölümsüzlüğünü pek çoğumuzun önemsemediği bir ruh vardır.Zen bütün bu dogmatik dinsel yüklerden kendini kurtarmıştır.''

Yukarıda okuduğunuz cümlelerle Zen'in bütünlüğü ve düşünceleri olduğu gibi özetlenmektedir,hemde çok ünlü bir Zen inanırı tarafından.Ülkemizde Do spor'larıyla uğraşan bir çok antrenörümüz bilinçsizçe,Zen prensiplerini sadece Do spor'larının felsefesi olarak bildiklerinden kendilerine şiar edindiklerini biliyoruz.Bunun yanında Zen hakkında yine bilincsiz ve sadece kulaktan duyma veyahut yine olayın özünü bilmeden yazılan makalelerden esinlenerek spor dergilerinde yazılar ve öğretiler yazmaları çok büyük bir hatadır.Anlaşıldığı üzre Zen tüm dinleri red ettiği gibi özelliklede İslam prensiplerinin tamamını kabul etmemektedir.Bu noktada Müslüman Türk spor'cularının Zen'i sahiplenme veya lehinde görüş bildirmeleri onların bu konuda ne kadar bilgisiz olduklarını gösterir.

ZEN & BUDİZM'İN KUNG-FU ÜZERİNDEKİ ETKİSİ
Kitabımızın bu bölümüne geldiğimizde bir gerçeği kabul etmemiz gerekiyor,oda Zen ve Budizm'in kung-fu sistemindeki doğal bir biçimde oluşan etkileridir.Zen mezhebinin kurucularından olduğu idda edilen ve Budizm'inde ileri derecede bir rahibi olan Bodhidharma uzmanlaştığı bu iki felsefeyi sistemleşdirdiği Kung-fu sitilinin içerisine olabildiğince yaymış ve sistemin temellerini bu iki felsefe üzerine inşaa etmiştir.

Bodhidharma'nın ölümünden sonra yerini en yakın talebesi LAU-TSEU almaktadır.Zen felsefesinin yüksek makamlarında bulunan Lau-tseu hocası gibi Budizm'i ve Zen'i birlikte yaşamasını becerebilen bir ustadır.Kung-fu tarihlerinede bu iki kişi Bodhidharma ve Lau tseu,sistemli ilk Kung-fu çalışmalarını başlatan ve devam ettiren isimler olarak geçmişlerdir.Yukarıdada bahsi geçtiği gibi Kung-fu sisteminin ilk temelleri atıldığı andan itibaren Budizm ve Zen prensipleri bu sistemin içerisine yerleşmiş ve bu etkisini günümüzde dahi halen göstermektedir.Günümüz Do spor'ları antremanlarında seronomiden selamlamaya,giyim kuşamdan çalışma sistemine,kata veya tao diye adlandırılan çalışmalara kadar görülen Budist ve Zen motif ve senbolleri bu etkilenmeye birer örnektir.

Buda'yı tanıtırken onun felsefesinde son noktayı aydınlanmanın oluşturduğunu belirtmiştik.Budist rahiplerin aydınlanmaya ulaşmaları için dini öğretilerinin yanında günlük uğraşlarlada ilgilenirlerdi.Bunlar bağçe işleri,ev işleri,fülüt çalma,resim yapma ve cha-no-yu denilen çay törenlerinin yanında,Buda'nın kutsal incir ağacı diye inanılan Bodhi'nin etrafında bir hafta süreyle yürüdüğü var sayılarak,Budist müritlere yürüme ve spor yapmaları tavsiye edilirdi.Yine rahiplerin kılıçla savaşım (KENDO) okçuluk ve özellikle Kung-fu'nun çalışma disiplininde bulunan kültür fizik hareketleri yapmaları istenir bunlarla aydınlanmaya dağa kolay ulaşılacağı inanılırdı.Tüm bunların neticesi Kung-fu çalışan tüm usta ve spor'cular bu çalışmaları felsefelerinin bir emri olarak uygularlardı.

Böylece Budizm inanırları, Budist olmayan insanlarında bu spor'u çalıştıklarında bilerek veya bilmeyerek Budizm'in ve Zen'in tüm prensiplerini yerine getirecek'lerini ummuşlardır.Bu kanı ise günümüzde bir hayli gerçekleşmiştir. Budist'lerin kendi ideolojilerini bu türlü yollarla diğer din mensubu insanlara ve milletlere uygulatmaya çalışmaları,hadiselere tarafsız ve objektif bir gözle baktığımızda gayet doğaldır.Her millet veya din yeni bir kültür geliştirirken,kendine özgü yöresel veya dinsel temalarını o kültür üzerine yoğunlaştırıp kültür'ün tamamen kendilerine ait olduğunu ispat yönüne gitmişlerdir.Bu tip kendini göstermeler kültürlerin içerisinde her dalda olmuş bazen mimaride bezen müzikte yada geleneksel kıyafetlerde kendini gösterdiği gibi spor'dada yoğun bir şekilde yer almıştır.

Bu mevzuda sn.pof.dr.Sabri özbaydar'ın bir eserindeki pragrafları size sunmak istiyorum. ''İlkel toplumlara döndüğümüzde geliştirdikleri spor branşları,taraftar liderleri,amigolar,organize alkışlar,bandoları,özel marşlar hep o toplumların dinsel ve kültürel yönleriyle bağlantılıdır.Bunlara yapılan ilaveler,karşılıklı el sıkışma ve uluslar arası karşılaşmalarda milli marşların çalınmasıdır.Bunlara benzer törenler,adetler ve benzeri şeyler kültürel birer miras olarak görülebilir ve bunlar hemen her ulusta vardır.Özellikle uluslar arası karşılaşmalarda,olimpiyatlarda törensel adetlerine dahada etkileyici bir yol olarak yer verilir.Törensel selamlama ulusal marşlar ve folklorik vb.müzik,bayrak çekilmesi bu etkileyiçiliği arttırır.Olimpiyatların açılışında geçit töreni,olimpik meşalelerin stadyumun yüksek bir yerinde yakılması sporcu yemini,başkanın kısa açılış konuşmasıda kitle psikolojisi açısından etkileyici törenlerdir.Dikkati çeken bir başka hususta Dünyadaki çeşitli toplulukların zevkleri,tercihleri ve benimsedikleri değerlere bağlı olarak,farklı spor alanlarına ağırlık verdikleridir.Bu farklılıklarda kültürel gelenekler önde gelir.Bir bölgedeki bolluk kıtlık hatta bölgenin iklimi,çoğrafi özellikleri'de bu konularda rol oynar.''

Prof.dr.Sabri özbaydar'rın yukarıdaki cümleleri anlatmak istediğimiz konuyu bilimsel olarakta teraziye koymaktadır.Kung-fu sporu zamanımızda ne kadar bedensel geliştirme ve savunma sporu olarak kabul edilsede beraberinde Çin'in geleneklerini , ananelerini ve Budhizmin yaşam felsefesinide taşımaktadır. Bu konuda en basit bir örnek vermemiz gerekirse, çok olağan gibi görülen Kung-fu spor'unun giyim şeklidir.Siyah hakim yakalı,önü biyeli, bol pantalondan oluşan bu giyim tarzı Çin kültüründe insanların günlük ve özel günlerde giydikleri kıyafetin tıpa tıp aynısıdır.Bu konuya dağa değişik bir örnek vermek istiyoruz,böylece iddalarımız hakkında tereddüt'te olanları dağa fazla ikna edeceğimize inanıyoruz. Dağada önemlisi milletçe bir türlü sahip çıkamadığımız ve tarihimizle alakalı önemli bir konuyuda bu vesile ile değinmiş olacağız.

Ata spor'umuz yağlı güreş önemli bir spor'sanatı olmasına rağmen,felsefesi ve teknik yapılanması tamamı ile İslam Türk sentezleri ile bezenmiştir.Çayırlarda güreşlerin başlamasından evvel cazgırların yüksek sesle getirdikleri selatü selamlar,Peygamber efendimiz ve çümle evliye ve şühada'dan himmet dilemeler,peşrefler,paça öpmeler,müsabakadan sonra galip gelen veya yenilen pehlivan'ın rakibinden yaşça küçükse elini öpmesi,hep Türk İslam ananelerine bağlı kalınarak yağlı güreşe adapte edilmiştir.Yine kıspet giymenin en önemli kural olduğu yağlı güreşimizde,Kıspetin diz ila göbek arasını örtme şartı,İslamın erkeğin görünmesi haram kapatması farz olan uzuvlarının örtünme emri ile bağdaşıp bu spor branşında nasıl hayata geçtiğine çok güzel bir örnektir.

İşte bu gibi açık ve seçik örneklerin aynılarını Budizm,Zen ,Çin kültürü ve Kung-fu arasında bulabilirsiniz. Kendi tarihimiz ve öz kültürümüze sahip çıkamadığımız gibi malasef ata spor'rumuz olan yağlı güreşimizde aynı makus kaderi paylaşmaktadır.Orta Asya'da Aba güreşi ile başlayıp,Selçuklu'larda sistemleşen,hatta Dede Korkut masallarına dahi konu olan ve Osmanlılar'da zirveye ulaşan tamamen Türk İslam kültürü ile yoğrulmuş bu ata güreşimiz bugün ne yazıkki Avrupalıların kontrolünde ve hakimiyetinde zirvededir.Kültür ve felsefesini ayıklayıp yağlı güreşin temel ve teknik çalışma prensiplerini dağada geliştirerek kendi standartları ile serbest ve grokoremen diye ikiye ayırıp bugün dahi bize bu kurallarla milli spor'umuzu yaptırmaktadırlar.

Bu durum Türk spor'u açısından üzüntü verici bir sonuçtur,temeli,kültürü bizde olan bu spor branşına biz Türk'ler yön vermemiz gerekirken malesef bugün güreş Avrupalı'ların kontrolündedir.Bu konuda kendimizi Çin ile kıyasladığımızda malesef sonuç bizim açımızdan hiçte iyi değildir.Çin temellerinde Hint ve Türk etkisi olsa daği Kung-fu spor'unu mükemmel bir şekilde sahiplenmiş sistemi tamamen kendi kültürü ile bezemiş ve Dünya'yada böyle kabul ettirmiştir.Tüm bu mevzuların işığında kısaca bir konuya dağa dikkatinizi çekmek istiyoruz.İnsanlık tariğinde ,Astronomi,tıp,matamatik,felsefe,Dinsellik ve spor sistemlerinin büyük çoğunlığu Şark'ta doğmuştur.Şark ilimsel bir çok gelişime öncülük yapmış,fakat bu öncülüğünü devam ettirememiş,geliştirdiği yeniliklerin semeresini Garba kaptırmıştır.Bu tanıma bizim milli spor'umuz yağlı güreş mükemmel bir şekilde uymaktadır.

TÜRK KUNG-FU'SU & TÜM UZAKDOĞU SPOR BRANŞLARI
Kitabımızın bu bölümüne kadar Budizm ve Çin kültürünün Kung-fu üzerindeki etkilerinden bahsederek, bu spor branşının Çin kültürü ve Budizm felsefesinin normlarını taşıdığını kanıtlamaya çalıştık.Bu spor branşını yapan sporcuların farkında olmadan yabancı bir kültürü dahada tehlikelisi batıl bir dini uygulayıp yaşayabileceklerini ispat etmeye çalıştık.Ancak gerek ülkemizde gerekse başka dine mensup ülke ve milletlerce severek çalışılan bu spor branşıyla ilişiğimiz tüm bu gerçeklerden sonra nasıl olmalıdır.Bize göre bu konu medenice ve ilimsel olarak değerlendirilmelidir.Açıklamaya çalıştığımız tamamen realite olan bu mevzulardan sonra Kung-fu spor'u benim kültürüme ve dinime tamamı ile ters ben bu spor'u yapamam düşünceside bir sonuç getirmeyeçektir,çünki o zaman kendimize ve çevremize gayet yararlı olan bu spor branşı ve onun sağladığı bir çok imkanıda tepmiş olacağız.

Bize göre kitabımızda geldiğimiz bu nokta birbiri ile çakışan şu üç soru ve şık'ta birleşiyor.
1:Budist ve Çin felsefesini tamamen kabullenerek,adeta bir Çin'li gibi bu spor'u çalışmalımıyız.
2:Tüm Budizm ve Çin etkilerini yok edip,yeni bir Kung-fu sistemimi kurulmalı.
3:Federasyon bünyesinde olunduğundan ve mecburiyetten Do spor'larını aslına uygun çalışmalı,fakat dinimize ve kültürümüze aykırı noktaları öğrencilerimize ve çevremize aktararak onları bilgilendirmeliyimiz.
Son şıktaki soruda geçen mecburiyeti biraz açmak gerekir,çünki bu realiteyi ülkemizde yaşayan bir çok Do spor'cusu bulunmaktadır.Öncelikli olarak Kung-fu branşını ele alalım.Dünya'daki Kung-fu sistemleri ve stilleri çeşitlilik arz etsede,yakın zamandan bu yana yapılan çalışmalarla ortak sistem olarak kabul edilen WU SHU adı altında bir araya getirilmeye çalışılmaktadır.

Ortak ve standart bir müsabaka sisteminin ve Tao'larının belirlendiği bu sistemi Dünya'nın pek çok ülkesindeki Kung-fu çalışanları kabul ederek ülkelerinde Wu shu'yu yarı resmi hatta tam resmi hale getirmişlerdir.Bizde Türk Kung-fu'su olarak Dünya ile entegre hale gelerek bu sistemi çalışmak istiyorsak Wu shu'nun temeline ve orjinaline inmek zorundayız.O temel ve orjinalliktede Budizm ve Çin kültürünü tüm heybetiyle karşımızda bulacağımız kesindir.Tabiki bu zorunluluk ülkemizde Kung-fu spor'unu federasyon yapmak ve bu çatı altında çalışmak isteyenler içindir.

Bu ilginç durum Taekwon-do ve Karete-do içinde geçerlidir.Bu iki Do spor'unda temel yapılanmaları ve felsefeleri ortaya çıktıkları ülkeler olan Kore ve Japonya'nın kültürel ve dinsel motifleri ile süslüdür.Bu iki sistemi çalışanlarınların dini,dili,ırkı her ne olursa olsun bu branşların lisanı ile konuşmalı,kültürü ile giyinmeli ve felsefesini kabul etmek zorundadırlar.Bunun sebebi ise bu sistemlerin Dünya genelinde oluşturulmuş Federasyon çatısı altında olmaları ve standart kuralları kabul etmeleridir. Bu iki sistemi çalışan bilinçli antrenör arkadaşlarımız bu gerçekleri bilerek malesef yukarıda bahsettiğimiz inanç ve kültür taaruzuna maruz kalmışlardır.

Ancak fedarasyon bünyesinde olduklarından bu sistemleri olduğu gibi çalışmak zorundadırlar.Bu örnekte olduğu gibi ülkemizdeki Kung-fu çalışanlarıda aynı ikilem içinde kalmışlardır.Bazı antrenörlerimiz yukarıda belirlediğimiz şıklardan birincisine uyup Kung-fu sistemini bilinçli veya bilinçsiz olarak tam anlamıyla felsefesi ile birlikte yaşamakta ve çalışmaktadırlar.Bu bilince sahip olan antrenörler ise belkide biraz fanatikçe'de olsa Budhizm ve Çin kültürünün tüm etkilerini ortadan kaldırarak kendi kurdukları stilleri veya kendi kültür anlayışlarını uyan sistemleri çalışmaktadırlar.Yine bunların yanında son şıkta olduğu gibi bir çok antrenörde bu sistemin Türkiye'de bir gün fedarasyon olacağı inancıyla sistemi özü ve felsefesi ile birlikte çalışmakta fakat bunu bir yaşam ve inanış görüşü olarak kabul etmemektedirler.

Bu çok önemli mevzuda ülkemizde çokça bilinçli antrenör olduğuna eminiz,bu noktada Türk spor'cusunun Kung-fu sistemine bakış açısını belirlemek için bu bilinçli antrenörlerin bir araya toplanarak ortak bir strateji belirlemeleri gerekmektedir.Ayrıca bu sistemi çalışanların uygulamada var olan Budhizm normlarının manevi yönden biz Müslüman Türk spor'cuları açısından ne gibi sorumlulukların var olabileceğinin cevabını, konusunda uzman kişiler tarafından alınması gerekmektedir.



Bu haber 04.01.2009 tarihinde eklenmiş ve 3678 defa okunmuştur.
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARI
- Sporu ve Olimpiyatları iğrenç siyasi oyunlarınıza alet etmeyin.
- Türkiye veteranlar şampiyonası.
- Dövüşmek Nedir?
- MMA ve UFC Spor mu şiddet mi?
- Wu shu’da skandal sona mı erdi?
- İçinizdeki Gücü Keşfedin.
- Ringlerin Asi,Kötü ve Bir O Kadarda Popüler İsmi Badri Hari.
- Yuh Olsun.
- Fightlineallsports dergisinin Ayhan Kısrure ile röportajı.
- Karakuşaktan beyaz kuşağa.
- Kungfu yu Çinliler mi ortaya çıkardı?
- Profesyonel ringlerde Türk dövüşçüler.
- Kim bu Tony Jaa?
- Türk spor camiası Çin'e tepkisini göstermeli.
- Türk Savaş Sanatları Birliği.
- Teşekkürler başbakanım.
- Yeni turkdosport'la yola devam.
- Budizm,Zen ve Tao.
- Shaolın ve Kung-fu(wu shu) Tarihi.
- İçinizdeki gücü keşfedin.
- Ustalara vefa gecesi ve Muay Thai süper ligi.
- Kung-fu yaşayan efsane.
- Olimpiyatlarda neden başarısız olduk?
- İstanbul İl Seçmeleri İşkence Gibi.
- RTÜK Ring Sporlarını Bitiriyor.
- Kuşak Beldemi Olmalı Yoksa Beyin demi?
- 2007 yılı madalya dağılımları belli oldu..
- RTÜK ten Türk sporuna Büyük Darbe.
- Ziyaretçi sayımız 1,433,134.
- Dünya da ve Türkiye de profesyonel kick boks un yeri ve önemi.
- Uzakdoğu Sporlarında Türklerin etkisi.
- Şiddetmi Spormu?
- Spor ve Türkiye
- Profesyonellik
- Türkiye'nin en eski uzakdoğu sporu Karate-do
- Şu Türkler Ne Çılgınmış.
 
 
YAZ | OKU - BİZE ÖZEL YAZIN
Sporu ve Olimpiyatları iğrenç siyasi oyunlarınıza alet etmeyin.
Pekin'de 2008 yıllında gerçekleştirilen olimpiyat oyunlarına 68 sporcuyla katılan Türkiye, Londra'da bu sayıyı 114'e taşıdı, ayrıca Paralimpik oyunlarda 67 sporcu ile toplam 181 kişilik katılım sağlayarak tarihinin en yüksek rakamına ulaştı. Oyunlarda mücadele edecek 204 ülke arasında, sporcu sayısını yüzde 67 arttıran Türkiye, bu alanda en büyük artışı sağlayan 8. ülke oldu.
Devamı :::
Ayhan Kısrure Kim ?

Türkiye de en genç 5 dan sifu(usta) derecesine ulaşan, Tv Programları, Spikerlik, yazarlık yapan Kısrure kimdir. Çalıştığı ve ustalık derecesine ulaştığı bir çok Do branşlarından, kurduğu Sangu-chi sistemi ve hakkındaki tüm detaylar

tıklayınız
Gelmiş Geçmiş En İyi Boksör Hangisi?

 Evander Holyfield   41%
 George Foreman   0%
 Jack Dempsey   0%
 Joe Frazier    0%
 Joe Lois   0%
 Larry Holmes   0%
 MikeTyson   6%
 Muhammed Ali Clay   46%
 Oscar De La Hoya   0%
 Rocky Marciona   2%
 Vitali Klitschko   0%
 Wladimir Klitschko   0%

Bu ankete 1417 kişi katıldı

 
 
www.gsgm.gov.tr
www.beyazkusak.com
www.hapkido.org.tr
www.istanbulboks.org
www.twf.gov.tr

Listenin Tamamını Görmek İçin Tıklayınız